Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
1914- 1. Dünya Savaşı, insanlık hafızasında silinmesi imkansız bir iz bıraktı ve bu izin külleri hala savrulmaya devam etmekte, kendi içinde sayısız hakikati sürdürmekte. Louis Ferdinand Céline’in 1932 yılında edebiyat dünyasını sarsan "Gecenin Sonuna Yolculuk" adlı eseri de bu hakikatlere yer veriyor şüphesiz.
Yayımlandığı ilk andan itibaren Fransız edebiyatını allak bullak eden devrimvari nitelikleriyle bir etki yarattı Céline. Onun en büyük özelliği, yarattığı dil devrimiydi. Döneminin edebi zeminine standart Fransızca'nın dışına çıkıp sokak dilinin keskin, nüktedan, kaba ve açık seçik unsurlarını koymaya zorladı. Böylelikle o güne kadar hiç var olmamış sarsıcı bir ritim yaratmıştı. Troçki ise Céline’in edebiyat dünyasına girişini, "bir insanın kendi evine girişi kadar doğal ve cüretkar" olarak tanımlamıştı. Diline ve bir yahudi düşmanı olarak metinlerindeki antisemitikliğe karşın; bugün Céline, Fransız edebiyatının tartışmasız en önemli figürlerinden biri sayılmaktadır. Zaten, romanın orijinal el yazmalarının rekor bir bedelle Fransa Ulusal Kütüphanesi tarafından satın alınması da bize onun eserlerinin kalıcılığını ve tarihsel değerini bir kez daha göstermiştir.
BARDAMU'NUN ETİĞİ
Bardamu karakteri, ahlâk ile insan gerçekliği arasındaki çatışmanın somut bir örneğidir. Onun yaşam deneyimleri, ahlâkın yalnızca sabit kurallardan ibaret olmadığını, aksine güç ve dürüstlük gerektiren dinamik bir arayış olduğunu gösterir:
— “Ah! Demek tamamen korkaksın, Ferdinand Bir fare kadar iğrençsin…”
— “Evet, tamamen korkağım Lola; savaşı ve onun içindeki her şeyi reddediyorum… Ona üzülmüyorum ben… Ona boyun eğmiyorum… Onun için sızlanmıyorum… Onu bütünüyle reddediyorum, içindeki tüm insanlarla birlikte; onlarla da onunla da hiçbir ilgim olsun istemiyorum.”
Alıntıda