Günlerin daha uzun sürdüğü, güneşin daha geç battığı zamanın daha geç aktığı, ne yapacağımızı bilemeden can sıkıntısı içinde kıvrandığımız, kendimize oyunlar icat etmeye çalıştığımız, kızgın güneş altında kafamız sasılaşana kadar oturup elimizdeki değnekle kumlara bir şeyler çiziktirdiğimiz, çember çevirdiğimiz, topaçları kamçılaya kamçılaya fıldöndürdüğümüz o farklı dünyanın izlenimleri, sanki başka bir insanın başından geçmiş, sanki İstanbul'da plazadan plazaya koşturan, trafikte takılıp kalan, dolmuşlara otobüslere, metrolara soluk soluğa yetişmeye çalışan "ben" in gördüğü tuhaf bir rüya gibi etkisi altına alıverdi "ben" i.