"Bir elindeki yüzükler taştı,
Demir, kehribar, kemik ve tahtaydı.
Diğer elindeki yüzükler görünmezdi.
Biri akan kandan bir şeritti.
Biri nefes misali bir fısıltıydı,
Ve buz yüzüğünde bir çatlak vardı.
Alev yüzüğü hafif hafif parlardı,
Ve son yüzüğün yoktu bir adı."
Rüzgarın Adı şu ana dek okuduğum kitapların arasında sivrilen, unutamayacağım bir kitap oldu. Kalınlığı sebebiyle tereddüt etmeme gerek bile yokmuş. Kitap hiç fark ettirmeden sizi Kvothe'nin dünyasına sokuyor. Öyle bir içine alıyor ki hiçbir kitapta duygularımı bu derece gerçek yaşadığımı hatırlamıyorum. Sanki Kvothe'nin yanında ona gülüyor, onunla ağlıyor, bir parça somun ekmeğin peşinde öyküler dinleyerek dolanıyor gibiydim. Bana yaşattığı hisler tarifsiz, herkesin okuduğunda beğeneceğini düşünüyorum.
Sözcükler unutulmuş isimlerin solgun birer gölgesi gibidirler. Nasıl ki isimlerde bir güç gizlidir, aynı şey sözcükler için de geçerlidir. Sözcükler insanların akıllarında bir ateş yakabilir, en taş kalpleri bile gözyaşlarına boğabilir. Bir insanın sana aşık olmasını sağlayan altı sözcük vardır. Güçlü bir adamın iradesini kıracak on sözcük bulunur. Ama sözcük dediğin bir ateşin resminden fazlası değildir. İsimse ateşin ta kendisidir.