kinyas

kinyas
@mondes
...
yara pt1
bir gün gelir belki tüm saklanan o kötü anılar gün yüzüne çıkar. belki yaşadığımızda saatler ağladığımız ve içimizde derin yaralar bırakan bu anılar tekrar kanar. tekrar acı verir. ve tekrar en derinden yaralar. sonuçta onları saklayarak kaybedemeyiz. hep aklımızın, kalbimizin  ve bedenimizin bir yerinde kalırlar. ve tekrar kanamaya başladıklarında, eskiden yaptığınız şeyler o kanı durdurmaya yetmez. bir yara ilk açıldığında mı yoksa kabuğu soyulduğunda mı daha çok kanar? aynı yara, aynı anı ama daha fazla acı yaşanmışlıkların içinde yaşanmamış olanlar. ve o zaman düşünceler, sesler ve zihinler durur. aynı acıyı tekrar yaşamanın üzüntüsü bedeni sarar. yavaş yavaş yok oluşa doğru yüzersiniz. su kirlenir. kanınızla ama en çokta düşüncelerinizle. üzüntünün ve diğer tüm duyguların ağırlığı havayı kaplar, kirletir. nefes almak zehir gibi gelir.
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?

kinyas

, bir kitap okudu
Puan vermedi·408 syf.·
2022 2. kitabı
Emily Brontë
8.2/10 · 58bin okunma
Part2
Ben hırsla, nefrette kin saçtım, bağarışlarımı yaydık aynaya. O ağladı, benim sesime ağladı, aynaya baktı, bir daha ağladı. "Nasıl bu hale geldim, ne oldu? Kim getirdi beni bu hale, ben mi yaptım? Kendime karşı bile mi acımasızlaştım? Kim getirdi beni buraya? Buraya geldiğim yol boyunca kim yürüdü benimle o yolda? Kim çarptı, kim çelme taktı? Kim kanattı dizimi, kim çizdi o güzel yüzümü benim? Kim gözlerime kum fırlattı, feri sönmüş belli.. Kim bataklığa itti, kim üstüme toprak attı. Hangi kimse! Bana, kelimeleri ile yüzündeki nefreti, gözündeki öfke ile, kim hançer soktu her defasında bedenime. İzi kalmış. Büyümüşüm, yıllar geçmiş. Değişmişim, ama izi kalmış. Bedenimde dururken izleri, ruhumda yer edinmişken nasıl söylerim gülmeni? Nasıl isterim? Gücünün yetmediğini, yetiremediğini bile bile nasıl kıyarım, nasıl vururum yüzüne?" Hıçkıra hıçkıra ağlarken küçük çocuk, anlamazdı kimse kelimelerini. Ama o bendi işte, ben biliyordum, ne dediğini, ne anlatmaya, kimler tarafından anlaşılmaya çalıştığını biliyordum. O çocuktu, gözleri ağlasa bile halen parlayan, benim küçüklüğüm. O çocuk, çocuk kadın.
Edebiyat
Part1
Kendime zindan etmeyi bu dünyayı, görev edinmişim kendime. Ne görürüm, ne duyarım bilmem. Değişir çünkü, her geçen gün, her geçen saat ve her geçen saniye değişir. Bir an mutluyken başka bir an dünyanın en acınası kadını olabilirim ben. Haykırışlarım, çığlıklarım, hıçkırıklarım ele verir beni. Bir kaç saniye içinde, hüznün kendisi, göğsümün ortasında hissettiğim o büyük kalıbın, yükün, belki dev bir kayanın kendisi olabilirim ben. Öyle büyük ki hissettirdiği acı, acının kendisine dönüştüğümü hissediyorum bazen. Yok oluyorum, ne gören var, ne duyan. Ben bile görememişken kendimi, güzel, saf, ebedi. Başkasının görmesini bekleyemem ben. Ben bile duyamamışken sesimi, Yetişememişken çığlıklarıma ve uzatamamışken kendime bir el. Her geçen gün, başkasının gelip kurtarmasını bekledim beni. En güzel kandıran beni, Yine benim ta kendimdi. Aynaya baktım, hakaretler yağdırdık kendime. Biz yağdırdık. Bir ben, bir de içimdeki o nefessiz kalmış küçük çocuk.
Edebiyat
Eski bir mezarlığa girer gibiyim bugün. Yaşlı ruhumu selamlar gibi tüm ölü ruhlar, tanışıyorlarmış, gelmemi bekliyorlarmış gibi sanki. Mezar taşlarından birinde, eski bir tanıdığı görüp öylece bakar gibiyim. Sakin sakin izler gibiyim. Bir kaç adım ileride, kendi adımın yazılı olduğu bir mezar taşı görünce, üstümdeki şaşkınlığım ile mezarımın yanına otururuyorum. Sonra biraz izliyor, olanı biteni kavrayıncada, tatlı bir sevinç ile birlikle, hayal kırıklığı dolu gözlerimden ağlıyorum.
Edebiyat