Eskisi kadar konuşasım yok ne hissettiğimden bahsedesim yok hiç kimseyi merak etmiyorum hiçbir hararetli konuşmayı dinleyemiyorum hiçbir şey ilgimi çekmiyor. Kendimle yalnız kalmak iyi gelecek ama kendimi de bulamıyorum.
Son günlerimi yaşıyor gibiyim. Bir köşede unutulmuş, sırf zaman geçsin diye yaşıyorum sanki. Hevesim yok hiçbir şeye, ruhum yorgun ve bitap düşmüş. Öyle dinlenince geçen yorgunluktan değil, geçmiyor. Biliyorum çok dinlendim, geçmedi. Bende dinlenmeyi bıraktım. Kendimi ruhumu hiç bu kadar yorgun bitkin hissizleşmiş hissetmedim. Çaresiz olmanın bu kadar can yakacağını bilmiyordum, iyi değilim ve bunu her zerremde hissediyorum. Çabalardım eskiden iyi olmak için, artık fayda gelmeyeceğini anlayınca bıraktım kendimi onun kollarına. Bir köşede oturmuş sonumun gelmesini bekliyorum.
sağlıcakla
Sessiz yürüyüşler, eve gitmemek için uzatılan yollar. Nasıl oldu da yalnızlığa bu kadar mahkum kaldım. Bu şehri terk etmek istiyorum, beni terk ettiğin gibi. Bi gece ansızın terk edicem burayı,kendimi, bende olan seni, ruhumu, sürekli senaryolar kurup kendisini ağlatan beni. Kimse bilmeden, kimsenin haberi olmadan veda etmeden, sessizce, ruhları bile duymayacak. Hiç kimse onlara son kez sarıldığımı, son kez gülümsediğimi, son kez sarkı önerdiğimi bilmeyecek. Bi kaç gün üzülecekler sonra unutacaklar, tıpkı yaşarken unuttukları gibi unutacaklar.
Çekilecek birisi değilim. Takıntılarım var. Çok duygusalım, ağlak birisiyimdir. Her şeye dağılabiliyorum. Çok düşünürüm, olmamıs senaryolar kurup kendisini ağlatan tipten. Çok aglarım, çok. Çok susarım, çok konusurum bazen de. Kendime kızarım genelde. Sürekli arıza çıkarırım, kavgaların sebebi benimdir çoğu zaman. Kendime düşmanım ben, kendime. İçimde bi kişilik daha var ve hep acıdan zevk alıyor. Bunun farkındayım ama değiştiremiyorum. Onu öldüremiyorum, ya onu öldürmeye çalışırken asıl masum tarafımı öldürürsem?