Başkalarının Tanrı’ya veya sevgiye inandığı gibi o da gizli gerçeğe, yani gerçeğin her zaman gizli olduğuna, görünürde olanın, açıkta olanın her zaman bir tür yalan olduğuna inanıyordu. Kesinliği seven bir adam olduğundan gizli gerçeği kusursuz bir biçimde ele geçirmeyi, açıkça görmeyi ve yerli yerine koymayı arzu ediyor, her biri dünyanın yüzeydeki aldatmacalarının birer cephesi olan, her şeyin nasıl işlediğiyle esasında pek az ilişkisi bulunan, aslında hakikatle gerçek bir bağlantısı olmayan doğru ve yanlış, iyi ve kötü, güzellik ve çirkinlik kavramlarının ötesindeki gerçeği, esrarlı şifreleri, saklı biçimleri, gerçek gizemi keşfetmek istiyordu.
Padişahlık ilkesi, dönüşüm aracılığıyla yönetimdi. En seçkin dölünüzü elinizden alıp hepten değiştireceğiz. Onlara sizi unutturacak, çocuklarınızı sizi hâkimiyetimiz altında tutan boyunduruğa dönüştüreceğiz. Kendi kayıp evlatlarınız tarafından idare edileceksiniz.
‘Çocuk’ güvende tutulan, şımartılan bir şeydir, dünyanın gerçekleri ondan gizlenir, oyun peşinde yıllarını harcamasına izin verilir, bilgeliğe okula giderek ulaşabileceğini sanan bir varlıktır çocuk.
Marco Vespucci, bu son ve kesin reddedilişten bir hafta sonra kendini asmıştı. Bedeni Zarafet Köprüsü’nden sallanırken bile, Alessandra Fiorentina onu görmemişti. Penceresinin kenarına oturmuş, Enayi Âşık Marco görünmez bir adammış gibi uzun sarı saçlarını örmekle uğraşmıştı; çünkü dünyanın kurbanlarından değil de efendilerinden olmak isteyenlerin kaçınılmaz becerilerinden biri olan sadece görmek istediklerini görme yeteneğini uzun zaman önce mükemmelleştirmişti genç kadın. Şehir, onun gördüklerinden meydana geliyordu. Sizi görmüyorsa, varım diyemezdiniz. Penceresinin önünde görünmeden can vermekte olan Marco Vespucci, Alessandra’nın silen bakışları altında iki kere ölmüştü.