Keşke günümüz nesillerinin gönüllerine bir nebze gazel tohumu serpilebilse, belki kalpleri ve dilleri biraz daha kolay güzele ve hakikate aşina olurdu. Asırlar ötesinden akıp gelen gazel ırmağı vesilesiyle şiirimize ve dilimize vakıf olurlardı.
Yaklaşık iki asırdır Batı medeniyetinin İslâm toplumlarına etkisinin kötü sonuçları üzerinde konuşmaktayız.
Artık sebepler üzerinde de konuşmaya başlamamız gerekmiyor mu?
İdeali başka bir toplum olan bir zümrenin yeryüzünde kendi kimliği ile var olabilmesi çok da mümkün değildir. O nedenle artık kendimize yeni bir ufuk çizgisi çizmemiz gerekir. Bu çizgide yer alması gereken ideal, “kendimize ait” bir şey olmalıdır. Bundan kasıt, İslâm düşüncesinin ve elbette ki bu düşüncenin ana çekirdeğini oluşturan İslâm dininin kurucu ilkeleridir. Zira burada söz konusu olan şey bir “yeniden inşa”dır ve herhangi bir inşa daima sağlam temellere ihtiyaç duyar.