Uzun zamandır kendimi bu kadar kaptırarak okuduğum bir roman olmamıştı.
Aslında bir distopya kurgusu olsa da, yaşadığımız çevre ve maruz kaldığımız ortam koşullarının benzerliği ile daha da benzemesi ihtimali gerçek anlamda tüylerimi diken diken etti. Belki de bu yüzden, iyi bir son umuduyla, bir an önce okuyup bitirmek istediğim bir kitap oldu. Okuduğum bazı cümleler öylesine gerçek hayattan ki. Mesela Lydia teyze önceki ülkesini anlatırken "Benim o yok olmuş ülkemde, her şey yıllardır baş aşağı gidiyor. Seller, yangınlar, fırtınalar, kasırgalar, kuraklıklar, susuzluklar, depremler. Bazılarından fazlasıyla var, bazılarından hiç yok. ... Dibe vuran ekonomik sistemi, işsizliği, düşen doğum oranlarını neden kimse sorgulamadı?" diyor. Ne kadar tanıdık değil mi?
Hayattan keyif almak ve belki de gündemden kaçmak için okunan bir roman için fazlasıyla ürpetici, en azından benim açımdan. Ama kim bilir sevgili okur, belki de ben fazla hassasiyet gösteriyorumdur. Fakat okumanızı kesinlikle tavsiye ederim, özellikle oy kullanmadan önce.