Entelektüel cesaretli olmayı başarmanın bir diğer yolu diğerlerinin reddetme korkusu ile baş etmektir çünkü diğerleri belli bir görüşü tutarlar ve eğer biz bu inancı sorgularsak bizi de reddederler. Başkalarının gözünü korkutma gücü ile diğerlerine yatırım yaparız. Pek çok kişi kendini başkalarının bakış açısına göre değerlendirir ve diğerleri onu onaylayıncaya kadar kendilerini onaylamazlar. Reddedilme korkusu, çoğunlukla zihinde pusuda bekler. Çok az kişi dahil olduğu grupların inanç sistemlerine ve ideolojilerine meydan okur. Bu entelektüel korkaklığın bir (diğer) formudur. Her iki form da kendimizin veya diğerlerinin fikirlerini adil şekilde düşünmeyi mümkün kılmamaktadır.
Yüzeyin altında yatan bu uçsuz bucaksız alanla ilgili sezgileri, Freud’u özgür irade olgusunu da irdelemeye yöneltmişti. Ona göre, yapılan seçimler ve verilen kararlar gizlenmiş zihinsel süreçlerden köken alıyorsa, özgür seçim ya bir kuruntu ya da en azından düşünüldüğünden çok daha sıkı biçimde sınırlandırılmış bir olgu olmalıydı.
Leibniz. “Hissedilemez cisimcikler doğal bilimler için ne kadar
önemliyse, hissedilemez algılar da [insan zihniyle ilgili bilimler için] o kadar önemlidir” sonucuna varmıştı.