Bu can pazarında, damarları çatlayıncaya kadar devam eden bu sonsuz koşuda, yenmeye, ama yenilmemeye, hayatta kalmaya çalışıyorlardı.Ancak Tanrı durdurabilirdi onları.
Yöredeki çobanların dişi kurda verdikleri ilk ad "Akdalı" (Akcıdav) idi.Az sonra halkın dilinde bu isim Akbörü'ye dönüştü.Daha sonra da ona, en ulu, en büyük anlamında Ekber ya da Akbar dediler.
Oğuz Atay, "Türkiye'nin Ruhu" adında bir roman yazmayı tasarlıyordu; 1 Mayıs 1976 tarihinde, günlüğüne "Türkiye'nin Ruhu" ile ilgili notlar almaya başlamıştır:
Kitap üç bölümden -her biri ayrı kitap olmak üzere- meydana gelebilir.Bu bölümlere şimdilik Devlet, Toplum ve İnsan adları verilebilir.Bu başlıklar üç ayrı durumu, yani, birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış üç belirli temayı işlemekten çok, her kitabın hâkim unsurunu belirlemek bakımından seçildi.
7 Ekim 1976 tarihli mektubunda izlenimini şöyle açıklar:
Adamın gücüne, sevgisine hayran oldum.Şimdiye kadar böyle gerçekten imanlı bir adama rastlamamıştım.Fakat ona da, örümcek kafalı, miskin sağcılar sahip çıkıyorlar.
Atay'ın yaklaşımında alaycılığın ölçüsü milliyetçiliği bastırıyordu:
Ülkemiz bir haritaya benzer... Ülkemiz birbirine benzemeyen birçok medeniyetin beşiği olmuştur.Bu beşikte birçok medeniyet sallanmıştır, birçok medeniyeti uyutmuşuzdur.En son kurulan medeniyet ekmek medeniyetidir.