Evet, beklenen doğmuştu ve insanlar onu Habibullah Muhammed diye çağıracaklardı. Ne güzel bir unvan, ne güzel bir isim! .. Ben elbette ona yine "gül" diyeceğim, Kâinatın en güzel gülü;İbrahim'in müjdesi.
Şifa Hatun'un kucağında bir nur bebek oldu; kâinatın beklediği kurtarıcı. İnsanlığın övüncü ve güzelliğin menbaı. Ebedi cömertliğin o deryası, diğer nebiler o deryada birer dalga. Dünya bir sadef, o incisi. İlahi nurun hem meyvesi, hem çekirdeği. Gönül hastalarına tabib, hasret gönüllere habib. Karanlık ruhlara çerağ, nebiler tespihine imame.
Ta'zîm-i Hudâ nedir? Hakk'ı yüceltmektir.
O'nun huzurunda kendini toprak gibi görmektir.
Tevhid-i Hudâ nedir? Hakk'ı tanımaktır.
Vâhid-i Hakîki'de aşk ile kendini yakmaktır.
Kendi varlığını Hakk'ın varlığında eritmektir.
Madenlerin kimyâ ile erimesi gibi erimektir.
Bütün âşık ve mâşûklar perdedir.
Mâşûk diri, âşıklar ölüdür.
Bu cihân az bir zaman içinde vîrân olurdu,
Eğer insanların hırs ve tama duyguları zail olsaydı.
Ey cân,dünyanın direği gaflettir.
Dünyâ için akıllılık âfet sebebidir.
Akıllılık ve uyanıklık "lâ-mekâni" tarafından gelir.
Mekânsızlık âlemi galebe çalınca dünya denî olur,
Akıllılık güneş gibidir;hırs da buz gibi.
Akıllılık su gibidir,bu âlem de kır ve pas gibi.