Cemal Süreya, Edebiyat Sevgisi başlıkla yazısına şöyle başlar: "Bugün edebiyatımızda gözlemlenen ilginç yanlardan biri de yazarlarımız arasındaki sevgi bağının giderek azalmış, yitip gitmiş olmasıdır. Bu da, bir yerde, edebiyat sevgimizin yitmesine kadar uzanan sonuçlar doğuruyor.” (Uzat Saçlarım Frigya, Yön Yayınları, 1992, sayfa 5.) Bu iki cümleyi, şairimizin affına sığınarak, üç kelimelik bir değişiklikle tekrar okuyalım: 'Edebiyatımızda' yerine ülkemizde, 'yazarlarımız' yerine insanlarımız ve 'edebiyat' değil de vatan. Kendi adıma, gördüğüm, "bu daha başka bir şey” dediğim işte budur.
Eskiler, 'söze, dinlemek kapısından giriniz' diye nasihat eder. Bu, söze saygı göstermek demektir. Dinlemeden, dolayısıyla anlamadan konuşursak, derdimizi de anlatamayız. Buna ilaveten, bir de atasözümüz var: 'Saygısız ağız, anahtarsız açılır.'
Böyle zamanlarda, bazılarımız kitaplara yürür. İnancım odur ki, iyi kitaplar, dünyaya dahil değildir. Dünyanın dışında ve üstündedir. İşte o kitaplardan birinde, Hazreti Ömer şöyle dua eder: "Allah'ım, bana dünyalık olarak, ancak beni dünya fitnesinden koruyacak şeyler ver.” (Ömer İbni Abdülaziz, Cağaloğlu Yayınevi, 1969)
Bu dua, açık bir şekilde, bize şunu söylüyor, anlatıyor: İnsaniyet, İslamiyet demektir. Çünkü her ikisi de ince işçilik ister. Yine, sadece doğrular değil, yanlışlar da insana mahsustur, İnsanîdir. Bir yanlış yüzünden yahut tercih, bütün bir hayatı yok sayamayız. İnsaf ehli olmak zorundayız.
Türkiye, yüksek gerilim hattına kurulmuş bir ülkedir. Bu topraklarda hiçbir zaman rahat olmadık, olmayacağız. Burada, sadece orman yangınları değil, büyük olaylar da bir kıvılcıma bakar. Özellikle kargaşa zamanlarında, vatanını ve milletini seven herkes, kutunun içindeki ıslak kibritler gibi olmak zorundadır.