İbrahim Tenekeci’nin Yakın Şahitlik kitabı, hayata ve insana dair sessiz ama derin bir bakışı yansıtıyor. Büyük laflar etmeden, gösterişe kaçmadan yazılmış bu metinlerde yazar, hakikatin izini sürüyor. Modern hayatın hızına kapılmış, ilişkileri yüzeyselleşmiş insanlara bir durup düşünme imkânı sunuyor.
Bazen insanlar, istediklerini elde edemediklerinde hemen eleştiriye sarılıyor. Ama bu eleştiriler çoğu zaman hakikati aramak değil, kendi hırslarını ve çıkarlarını hakikat kisvesiyle sunmaktan ibaret. Kitap, böyle anlarda neyi savunduğumuzu, ne için tepki verdiğimizi sorgulama cesareti aşılıyor.
Kul kusurludur. Eksikliklerimizi bize hatırlatan, bunu samimi ve beklentisiz bir dille yapan insanlara kulak vermek gerekir. Onları dışlamak, hatalarımızı ortadan kaldırmaz. Bilakis, görmezden gelmek bizi daha da eksiltir. Gerçek dostluk, eleştiriye açık olmakla başlar.
“Müslüman, hesabını veremeyeceği işlerden uzak durmalıdır.” Bu cümle, yazarın bakış açısını özetliyor. Tövbenin açık oluşu kimseyi ayrıcalıklı yapmaz; bu kapı, sorumluluk bilinciyle yaklaşanlar için vardır. İnandıklarımızı yaşadığımızda yol alıyoruz. Ama sadece kazanmak için inanmadığımız şeyleri yaparsak, sonunda kaybediyoruz.
Kolay kazanca, zahmetsiz hayata alışan bir insandan fedakârlık beklenemez. Beklenirse, ona da haksızlık edilmiş olur. Çünkü fedakârlık, emekle ve yürekle olur. Bu çağda en çok kaybedilen değerlerden biri de budur.
Yazar, dindar çevrelerde bile yaygınlaşan bir benlik vurgusuna dikkat çekiyor: “Ben kazandım, ben yaptım...” Oysa tevazu güzeldir, “biz” demek güzeldir. Kibir, dilimize sirayet ettiğinde kalplerimiz arasına da girer. Bu yüzden “benlik taşıyan biçimsiz üslubun” terk edilmesi gerekir.
Hayat, gitgide plastikleşiyor. Artık tek kullanımlık kalemler, market poşetleri gibi bir ömür