İnsana verilen en önemli sermaye ömürdür. İnsan ömrünü Allah Azze ve Celle'nin emir ve yasakları doğrultusunda, O'nun (c.c.) rızasını kazanır; ebedî saadete ve sonsuz nimetlere mazhar olur. Dolayısıyla insan, kendisine verilen kabiliyetlerin her birini dünya için değil, Allah(c.c.) için kullanabilmelidir. Dünya eşantiyondur ve esas yurt ise ahirettir. Hastalık, dünya pazarındaki meyvelerin çürük yönünü bize gösterir ve bizi gaflet uykusundan uyandırarak ömür sermayemizin zayi olmasını engeller. Mesela, ben çocukken arkadaşlarımla toplanır, denize yüzmeye giderdim. O dönem bana en çok lezzet veren şey; ıslak hâlde denizden çıkıp o kavurucu sıcakta meltem esmesiyle ensemden, belimden bir serinlik hissederek deniz suyunun üstümde kuruması idi. Şimdi ise ne belimin ne boynumun ağrısı bitiyor. Hafif terliyken rüzgâr esse, belim ağrıyor, boynum tutuluyor. Çocukluğumda lezzet veren şeyler, şimdi elem veriyor. Çünkü hastalık, insana dünyanın bütün çirkin yüzlerini gösterir. Dünya pazarındaki meyvelerin çürük olduğunu, asıl iştahımızın ve iştiyakımızın ahirete olması gerektiğini anlatır. Zira ömür sermayesi, rahatta ve gaflet hâlinde çok hızlı tükenir. Hastalığın en büyük özelliği, ömür sermayesini paha biçilmez bir değere satarak ahirete çevirmesidir. İnsan, şu dünya dükkânında kâr kovalayan bir esnaf gibidir. Hastalıklar ise kârın bire on, bazen bin yazıldığı önemli ve özel zaman birimleridir. Bu zaman birimlerinin bazı dilimleri, biraz sıkıntı ve meşakkatli olabilir. Ama kazancı çok olduğu için insan bundan şikâyet etmemeli; aksine, sabretmelidir.