Kluk. Klak. Kluk. Klak.
Toynaklarıyla attığı nazik adımlar.
Bronz rengi toprak.
Altın rengi güneş.
Pembe esinti.
Toprak yoldaki mor gölgeler.
Ve ben ata biniyordum.
Buna ne demeli?
Ve işte yastıkta kanla boyanmış bir arka planın üzerinde kafasında halka biçimli bir yarayla Şarik'in cansız, mecalsiz çehresi belirdi. Filip Filipoviç artık karnını iyice doğurmuş vampir gibi kenara çekildi, içindeki talk pudrasini bulut halinde havaya savurarak çıkarıp fırlattı eldivenlerden birini, diğerini ise parçalayıp yere attı ve duvardaki düğmeye basarak zili çaldı.