Eskimeye başladığım için mi yoksa akranlarımın ve günümüz insanlarının eskiye özlem edebiyatı mı düşüncelerimi kaplıyor, onu arıyoruz. Deneyelim, siz de özlüyorsanız eğer ya da neden özlediğinizi sorgulamak istiyorsanız tabii.
Eski şarkıların tadı, eski duyguların anlamlı gelmesi, eski bayramlar, anılarımız, eski yazarlar-şairler, eski filmler, eski eşyalar, eski mekanlar-şehirler, çokça uzatabiliriz eskileri. Üstelik her biri de ayrı ayrı incelenebilecek konular. Birkaçı ile ilgilenelim, temele inelim; insanların eskiyi algılama biçimi. Geçmiş dersek eskiye ayıp olmaz sanki. Kelimenin asıl olarak bağdaştırdığımız yanı geçmiş olduğu için ayıbı örter gibi. Kendinize sadece ‘geçmiş’ diyerek biraz düşünür müsünüz? Bu kadarı bile yeterli aslında özlemimizi anlamak için. Somutlaştıralım yine de:
Eski şarkıları niçin seviyoruz mesela? Yeni olanlar kötü olduğu için mi? Bize göre saçma sapanlar değil mi? Peki, gençlerin o şarkıları gece gündüz dinlemelerini nereye koyabiliriz? Geçmiş yokmuşçasına dinliyorlar hatta. Bizim sevdiğimiz o geçmiş şarkılara, bizden daha eskiler, bizim şu an gençlerin dinlediklerine dediklerimizi diyorlar mıydı? Gençliğimizde Türk Sanat Müziği ile ilgili ne düşünüyorduk?
Daha derine inelim: Eski duyguların anlamlı gelmesi. Nasıl da arıyoruz, özlüyoruz o eski duyguları değil mi? Nasıl da içimiz gidiyor. Çok duyarım etrafımdan, ‘Ben bu çağda yaşamamalıyım’ diye. içinde bulunduğumuz çağı yaşamak istemiyoruz, geçmişe dönmek istiyoruz. Gelecekten vazgeçiyoruz geçmiş uğruna. Sayısız kere yapmışızdır bunu. Sonuç yine geçmişe özlemle sonuçlandı değil mi?
İnsan zihni öyle bir yapıdadır ki, bizim dahi farkına varamadığımız algı oyunları oynar bize sürekli. Bazen farkında olarak bazen de farkında olmadan bize, yeni yaşadıklarımızdan keyif almamızı fısıldar,