“Yaşamak için ne çok neden var! Balıkçı teknelerinin etrafında o rutin, sıkıcı dönüp dolaşmadan başka nedenler de var yaşamak için. Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz. Uçmayı öğrenebiliriz!”
Martı Jonathan Livingston
“Bir kemik bir tüy kalmak umurunda bile değil anne. Ben sadece havada ne yapıp ne yapamayacağımı öğrenmek istiyorum, anlıyor musun, hepsi bu. Sadece öğrenmek istiyorum.”
Martı Jonathan Livingston
Toplumsal mesajlar veren bir kitaptı.
Ülkeden uzakta, kendi halinde yaşayan, kırk ev ve bir bakkalın bulunduğu, cennet gibi bir yer. En güzel komşularınız da martılar. Fakat satılığa çıkarılan bir evi alan eski devlet başkanının adaya gelmesiyle olaylar patlak vermeye başlıyor.
Ağaçlı tünel yolun ağaçlarının budanmasıyla adadaki düzene ilk el atılır. Başkanın tavsiyesiyle adada bir kurul kurulur ve başkanlığına da kendisi seçilir. Yıllardır iç içe yaşadıkları martılara düşman olurlar ve silahlı çatışmalar başlar. Martı mücadeleleriyle uğraşmak için de adanın ekosistemine bile el atar. Sonunda ada yanar ve o cennet ada mahvolur.
Peki tüm bu yaşananlara ada halkı bir tepki göstermez mi, diye soracak olursanız başta tepki gösterirler fakat sonra ipin peşine takılıp giderler. Tepkilerinde devam edenler ise hainlikle suçlanırlar.
Başta da dediğim gibi adada yaşanan olaylarla siyasi mesajlar veren bir kitaptı.
Bir kişinin düşüncelerinin zamanla insanlar tarafından sorgulanmadan benimsenmesini ve bunun sonucunda insanların yavaş yavaş birbirinden uzaklaşması sürükleyici bir şekilde anlatılmış.
Keyifli okumalar…