murad

murad
𐱅𐰇𐰼𐰰
egm
lisans
istanbul
yalova
136 okur puanı
Aralık 2025 tarihinde katıldı
İlaç Kokusu
8/10
·112 syf.··
2026 55. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 23:37
Son günlerde kitapların limanına sığındım. Bir kitap bitirip aynı gün içinde farklı bir kitaba başlıyorum. Okuduğum her kitabı benimseyip kitabın karakteri oluyorum. Yaşadığı günü, bulunduğu ortamı, yaşadığı ruh haliyle empati kurup kitapla birlikte yaşıyorum. Kitap bittiğinde ise içimde bir boşluk hissedip terk edilmişlik duygusu yaşıyorum. Daha önce de demiştim: “Kitabın okunması için kendi zamanı gerekli.” Ya da bunun gibi bir cümleydi. Bu kitap yine doğru zamanda çıktı karşıma. Bacağındaki rahatsızlığından dolayı yıllarca sancılı süreçler yaşamış kahramanımız. Bir sürü ameliyat, hastanelere gidip gelmeler. Kitap hastane ortamının psikolojisini öyle güzel anlatmış ki son zamanlarda hastanelerden kopamayan ben, o ruh halini çok iyi anladım. Aynı zamanda kahramanımız aşık. Fakat bunu kendine bir türlü itiraf edemiyor. Sürekli iç konuşmalarına şahit oluyoruz. Tam bir şeyler yoluna giriyor derken bir kopukluk giriyor aralarına. Zaten bacağının durumu da iyice kötüleşince tekrardan hastane dolaşmaları, doktor görüşmeleri başlıyor. Hastane odasında yaşadığı korkuları okudukça, yalnızlığı hissettikçe hastanenin ilaç kokusunu koklar gibi oluyorsunuz. Kitapla ilgili araştırma yaptığımda Peyami Safa’nın otobiyografik eseri olduğunu gördüm. Çünkü kendisi de çocukluğunda bu hastalıktan ötürü tedavi görmüş. Bu durum hastalık psikolojini etkileyici bir şekilde aktarmış bizlere. Son günlerde nükseden rahatsızlığım sebebiyle hastane yolları göründü bana. Hastane kapıları, doktor görüşmeleri, ilaç kokularıyla tekrar içli dışlı olma günleri başlıyor. Demiştim ya kitabın zamanı diye. Doğru zaman mıydı bilmiyorum ama ihtiyaç duyduğum anda karşıma çıktı. - Hastalığın fenalaşıyor mu? - Biraz fena… Galiba bir ameliyat daha lazım Kitapta geçen bu alıntı son günlerde yaşadığım
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 2025121bin okunma
Reklam
Günün kahvesi
8/10
·152 syf.··
2026 54. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 09:25
Sir Claud önemli bir formül geliştirir. Aslında bu bir savaş silahıdır. Bunu devlete teslim edecektir fakat formülün çalınacağını düşünmektedir. Şüphelendiği kişiler ise ailesi. Bu yüzden formülü teslim etmek için Mösyö Poirot’tan yardım ister. Fakat meşhur dedektifimiz gelmeden aile yemeğinden sonra hikayemiz gelişmeye başlar. Sir Claud dışında yemekte altı kişi daha vardır. Aile üyeleri hariç bir tek yabancı vardır. Yemekten sonra Sir Claud korktuğuyla yüzleşir ve formül çalınmıştır. Kütüphanede yapılan yüzleşme sırasında içtiği tadı acı kahve ise Sir Claud’un sonu olur. Poirot gelir fakat iş işten geçmiştir. Ve dedektifimiz de olayı çözmeye başlar. Peki Sir Claud’un içtiği kahvede ne vardı? Formülü kim ve ne için çalmıştı? Kişinin geçmişi hala onun peşini bırakmamış mıydı? Altı kişi içindeki tek yabancı bütün şüpheleri üstüne nasıl çekmişti? Kitabı okurken “olayı çözdüm” diyebilir, “bu kişi bu sebeple ve bunun yardımıyla yapmıştır” diyebilirsiniz. Ben de öyle düşünmüştüm. Fakat bazen suçlu, gözümüzün önündeki küçük ve önemsiz detaylarda saklıdır. Belki de yazarımız bize ufak bir oyun oynamıştır. Bugün içeceğim kahveyi bu kitaba Acı Kahve’ye adıyorum. Keyifli okumalar…
Acı KahveAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202511,5bin okunma
Özgürlüğe Uçuş
9/10
·96 syf.··
2026 53. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 23:36
Jonathan… Gördüğüm bütün martılara verdiğim isim. Çok kıskanıyorum onları desem yalan da olmaz. Çünkü yaz-kış hep denizdeler. İnsanlar yazın denizden çekildiği zaman bütün deniz martılara kalıyor ki onları öyle denizin üstünde gördüğümde hep imreniyorum. Tertemiz, bembeyaz tüyleri ve turuncu gagalar olan güzel canlılar. Çoğu insan martılardan korksa da ben çok seviyorum onları. Havalar soğuduğunda, deniz dalgalandığında sahilde birbirlerine sokulup çok güzel bir direniş pozu verirler. Ben de bankta oturup onları izlerim. Martıyla ilgili şöyle bir anım da var: Bir gün denizde yüzerken bir martı suyun üstünde bana doğru yaklaşmıştı. Normalde korkup uçması gerekirken iyice yaklaştı bana. Aslında kanat çırpıyor ama bir şey uçmasına engel oluyordu. İyice yanıma yaklaştığında ayağına dolanan bir misine fark ettim. Martıyı sahile götürdüm ve oradakilerin yardımıyla ayaklarına dolanan misineyi kestik. Ellerimle martıyı havaya doğru bıraktım. Birkaç tur üstümüzde uçup sanki bize teşekkürlerini ilettikten sonra özgürlüğüne uçtu. Bu mutlu anı hiç unutamam. Hala boş vakitlerimde simit alır, Boğaz’da seyahat eden gemilerden birine tek başıma biner (nereye gittiği önemli değil ama en uzun rota hangisiyse onu tercih ediyorum) geminin arkasından martılara simit atarım. Neşeli çığlıkları hep mutlu eder beni. Ama bu kadar martı anısından sonra kitaba döneyim. Kitabımızın kahramanı olan Martı Jonathan’ın diğer martılar gibi olmak istememesiyle başlıyor konu. Niyeti uçmak. Hem de uçmanın çeşitlerini yaşamak. Ama bu durum sürüden dışlanmasına sebep oluyor. Fakat hiçbir zaman pes etmiyor ve istediği değişimi yaşıyor. Ve onun gibi gelen martılara da yol göstererek onların da dönüşümüne öncülük ediyor. Burada değişimden kastım dönüşüm. Aslında martı benzetmesiyle bizlere ders veriyor
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,1bin okunma
Değişen Ada, Değişen İnsanlar
7/10
·196 syf.··
2026 52. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 18:56
Toplumsal mesajlar veren bir kitaptı. Ülkeden uzakta, kendi halinde yaşayan, kırk ev ve bir bakkalın bulunduğu, cennet gibi bir yer. En güzel komşularınız da martılar. Fakat satılığa çıkarılan bir evi alan eski devlet başkanının adaya gelmesiyle olaylar patlak vermeye başlıyor. Ağaçlı tünel yolun ağaçlarının budanmasıyla adadaki düzene ilk el atılır. Başkanın tavsiyesiyle adada bir kurul kurulur ve başkanlığına da kendisi seçilir. Yıllardır iç içe yaşadıkları martılara düşman olurlar ve silahlı çatışmalar başlar. Martı mücadeleleriyle uğraşmak için de adanın ekosistemine bile el atar. Sonunda ada yanar ve o cennet ada mahvolur. Peki tüm bu yaşananlara ada halkı bir tepki göstermez mi, diye soracak olursanız başta tepki gösterirler fakat sonra ipin peşine takılıp giderler. Tepkilerinde devam edenler ise hainlikle suçlanırlar. Başta da dediğim gibi adada yaşanan olaylarla siyasi mesajlar veren bir kitaptı. Bir kişinin düşüncelerinin zamanla insanlar tarafından sorgulanmadan benimsenmesini ve bunun sonucunda insanların yavaş yavaş birbirinden uzaklaşması sürükleyici bir şekilde anlatılmış. Keyifli okumalar…
1000Kitap
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,1bin okunma
Yarım Bırakılmışlık
8/10
·85 syf.··
2026 51. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 18:38
Yarım kalan bir hikaye… Küçük kahramanımız Zeze’nin hayatını anlatan serinin son kitabı. Şeker Portakalı’yla tanıştığımız, Güneşi Uyandıralım’la okul yıllarına şahit olduğumuz ve bu kitapla da artık yirmili yaşlarda olan ve olgunlaşan Zeze’yi görüyoruz. Ve üzülerek söylüyorum ki bu kitapta onun daha az macerasına tanık oluyoruz. Tıbbı bırakıyor ikinci sınıfta. İş arama süreçlerini görüyoruz. Babasıyla arası tam düzeldi derken babasının isteği üzerine yıkılıyor. Yine de bazı olaylarda verdiği tepkiler bizi tanıdığımız Küçük Zeze’ye geri gönderiyor. Bir ara intihara girişiyor ama sonra yapamıyor. Aşık oluyor, evlenmek istiyor. Çevresinden tepki almasına rağmen bırakmıyor sevdiğini. Ve denizci olmak istiyor. Hayallerinin peşinden koşuyor. Ama yarım kalıyor hikaye. Sevdiği kızla evlenebiliyor mu mesela? Denizci olup çekip gitmek istiyor. Bu hayaline ulaşıyor mu Zeze? Belki de yazar hayallerimizle Zeze’nin hikayesini kendimizin yazmasını istemiştir. Olamaz mı… Öyleyse Zeze denizci olup gitsin. Uzaklara… Çok uzaklara… Benim hayalimdi ama yapamadım. Sen yap bari, Dostum Zeze… Ama sevdiğine de kavuş Zeze… Keyifli okumalar…
DelifişekJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 202133,7bin okunma
Reklam