İstemek ilginç bir sözcüktür. Yoksunluğu anlatır . Bazen o boşluğu başka bir şeyle doldururuz ve ilk baştaki istek bütünüyle kaybolur. Belki de senin sorunun istemek değil, yoksun olmak. Belki de cidden yaşamak istediğin bir hayat var.
Kendini yoğun ve pek de hak etmediği bir sevincin ortasında buluvermiş herhangi bir insan kadar kaygılıydım. Felaketin köşe başında, kıskanç bir rakip gibi pusuda beklediği duygusu vardı içimde. Ama önseziler bir yana, o kalabalıkta zaten eksik çoktu .
Limana varış. Rıhtımda bekleyen kalabalık. İskeleden geçerken yaşaran gözlerim. Saçlarını savurarak yanıma gelen, boynuma çiçeklerden bir kolye takan o kız. Eğiliyorum.Çıplak kolları yanaklarımı okşuyor.Doğruluyorum.Arkamda birbirine karışan yabancı sesler. Bir fotoğrafçı kıpırdamayayım,gülümsememi bozmadan objektife bakayım diye işaret ediyor. Herkes dakikalarca taş kesiliyor, soluğunu tutuyor. Sessizlik. Sonra ,yavaş yavaş,sahne kıpırdanışlarla canlanıyor, çığlıklar tekrar yükseliyor.Alkışlar, “yaşasın “lar. İşte babam da geliyor. Başında kırmızı bir fötr şapka var: Bayramlık bir şapka. Kalabalık açılıp ona yol veriyor. Göz göze geliyoruz. Eskiden omuzlarıma çöken o beklenti yüklü bakışlar, şimdi daha hafif geliyor. Babam şapkasını çıkarıp beni kucaklıyor. Sımsıkı sarıyor. Yeniden alkışlar yükseliyor. Beni kendinden uzaklaştırıyor, kol mesafesinde tutup yüzümü süzüyor. GÖzlerinde beklediğim o neşeden, gururdan başka bir şey okuyorum birden. Tekrar göğsüne bastırdığında bir soru geveliyorum. “Eve gidince sana her şeyi anlatacağım.” diye karşılık veriyor..