İnsanın kaderinde bir düğüm noktası var. O düğümü çözebilmek, hayatın keskin dönüşlerinden birine kapı açıyor. Marifetlerinle aptallıkların arasındaki mesafeyi adamakıllı ölçebilmek, zaaflarını ve gücünü dürüstçe keşfedebilmek, geçmişle gelecek arasındaki hayati dengeyi kurabilmek, benliğinin karanlıkta kalan taraflarını bulup yüzleşebilmek buna bağlı..
….insanın kendisiyle mesafesi, dünyanın geri kalanıyla arasındaki mesafeden daha büyükmüş. Yalnızlık, hayatın içindeki küçük bir parça değil, hayatın kendisiymiş.
Ne kadar acı verici olursa olsun ortada belirli, elle tutulur bir neden olduğunda, bir ilişkinin bitişini izah etmek - hem kendinize hem de başkalarına- daha kolaydı belki. Ama aşkın ağır ağır buharlaşmasını kavramak daha zordu; o kadar yavaş ve belli belirsiz bir kayıptı ki bu, tamamen yok olana kadar fark edilmesi imkansızdı neredeyse.
…Gitgide daha çok fark ediyordu ki, insanlar üçe ayrılıyorlardı: Güzelliği, gözlerinin içine sokulsa bile, neredeyse hiç görmeyenler; ancak kendilerine açıkça gösterildiğinde takdir edenler ve en beklenmedik yerler de dahil olmak üzere nereye baksalar güzellik bulabilen nadir ruhlar.