Büyülü kütüphanelerde tehlikeli grimuarların korunduğu bir dünyada büyüyen Elisabeth Scrivener, bilgiyi kutsal bir emanet olarak görerek yetiştirilmiş idealist bir gençtir. Ancak bir grimoire’in serbest kalmasıyla suçlanınca, inandığı kurumun sandığı kadar masum olmadığını fark eder. Soğuk ama zeki büyücü Nathaniel Thorn ve gizemli iblis Silas’la yolları kesiştikçe, “canavar” denilen varlıkların bazen insanlardan daha vicdanlı olabileceğini görür. Roman, klasik bir seçilmiş kişi hikâyesi sunmak yerine; kurumların kontrol mekanizmalarını, “koruma” adı altındaki baskıyı ve özgür iradenin gücünü sorgular. Elisabeth’in gerçek gücü büyü yapmak değil, korkuya teslim olmamaktır; finalde ise değişen şey büyü sistemi değil, onun dünyaya bakışı bence.