Merve

Bizim bu dünyadaki amacımız, Müslümanlığımızı başarıp bu hal üzere ölebilmek..
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sakın terki edepten şiir hikayesi….
1678 senesinde hacca gitmek ve sevgisiyle yanıp tutuştuğu Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in makamı şerifine yüz sürmek için Sultandan izin alıp yola çıkar şair Nâbî. Bu esnada acaba ona meşhur ‘Sakın Terki Edepten’ şirini yazdıracak olan neydi? Beraberinde yola çıktığı hac kâfilesi Osmanlı devlet ricalinden meydana geliyordu. Medine’ye yaklaştıkları bir gece, kafiledeki bir devlet büyüğünün, ayaklarını Ravza-i Mütahhara’ya doğru uzatarak uyuduğunu gören Nâbî, üzülüp o anda yetkiliyi uyandıracak bir ses tonuyla naatı söyledi.. O yüksek rütbeli kişi, Nâbî’nin bu naatını duyunca, kendisine söylendiğini anladı ve hemen doğrularak ayaklarını Ravza-i Mutahhara yönünden çevirdi. Biraz sonra kafile yola koyuldu ve sabah ezanına yakın Mescid-i Nebevi’ye vardı. Mescid-i Nebevi’deki müezzinler, minarelerden Ezan-ı Muhammedi’den evvel Nâbî’nin; “Sakın Terki Edepten” diye başlayan naatını okuyorlardı. Nâbî ve yüksek rütbeli kişi şaşırdılar. Çünkü bu naatı ikisinden başka kimse bilmiyordu. Nâbî ve diğer zat, sabah namazını kıldıktan sonra, müezzinleri buldular. Nâbî müezzine; “Allah aşkına, Peygamber aşkına ne olursun söyle! Ezandan önce okuduğun naatı, kimden, nereden ve nasıl öğrendin?” diye sordu. Müezzin gayet sakin bir şekilde şu cevabı verdi: “Resul-i Ekrem (s.a.v.) bu gece Mescid-i Nebevi’deki bütün müezzinlerin rüyasını şereflendirerek buyurdu ki: - Ümmetimden Nabi isimli biri beni ziyarete geliyor. Bana olan aşkı her şeyin üstündedir. Bugün sabah Ezanından önce onun benim için söylediği bu naatı okuyarak Medine’ye girişini kutlayın. Biz de Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in emirlerini yerine getirdik!” Nabi ağlayarak; “Sahiden ‘Ümmetimden Nabi’ mi dedi? O iki cihanın Peygamberi Nabi gibi bir zavallıyı, günahkarı ümmetinden saymak lütfunu gösterdi mi?” dedi.
Sakın Terk-i Edepten (hele bir de şiirin hikayesi bilinmeli….)
- Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ'dır bu Buraya, Allah'ın sevgili peygamberinin beldesine, yani Medine'ye, edebe riayet etmeden girilmemelidir. Bu yer, Allah'ın sürekli nazar ettiği kutsal bir mekandır. - Nazargâh-ı İlâhî'dir Makâm-ı Mustafâ'dır bu Burası, Allah'ın sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa'nın makamıdır. - Felekte mâh-ı nev Bâbü's-Selâm'ın sîneçâkidir Gökyüzünde hilal, Peygamber'in selam kapısının kalbidir. - Bunun kandîlî Cevzâ matla-ı nûr u ziyâdır bu Bu makamın kandili, yani ışık kaynağı, semadaki Cevza yıldızıdır. - Habîb-i Kibriyâ'nın hâbgâhıdır faziletde Burası, Allah'ın sevgilisinin ebedi istirahatgahıdır ve fazilet bakımından Allah'ın arşının bile üzerindedir. - Tefevvuk kerde-i Arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ'dır bu Bu makam, Allah'ın yüce arşının bile üzerinde bir yüceliğe sahiptir. - Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil Bu mübarek toprağın nurundan yokluk karanlığı sona erdi. - Amâdan içti mevcûdât çeşmin tûtiyâdır bu Varlık âlemi, körlük ve yokluktan bu nur sayesinde gözünü açtı. - Mürâât-i edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha Ey Nabi, bu kutsal mekâna edep kurallarına uyarak gir. - Metâf-ı kudsiyândır bûsegâh-ı enbiyâdır bu
Şiir
Biz Hacerülesved'i Kâbe'de tavafa başlama noktası olarak kabul edip ona selam veriyoruz. Selam verdiğimiz şey Hacerülesved değil, onun taşıdığı anlam, yani o cennetteki varoluş, o temizlik, o Allah'a tam teslimiyet ve itaat hâlidir. Dolayısıyla biz o taşın kararmışlığıyla kendi kararmışlığımızı görüyoruz ve orada dönmeye çalışarak aslında o ilk beyaz, ilk saf hâlimize dönmeye çalışıyoruz. Hacerülesved, bizi temsil ediyor, biz orada kendi hakikatimize ve kendimize selam veriyoruz.
Er-Rezzâk olan Allah’a olan itimadımızı her ne olursa olsun kesmememizi ve o itimadımızın peşinden koşmamızı öğretiyor sa’y bize. Şeytanın vesveselerine kapılıp da rızık endişesine kapılmadan Allah’a (cc) olan imanımızın, güvenimizin ve itimadımızın peşinden şahsiyetli ve onurlu bir şekilde yürümek, koşup gitmektir sa’y.