Kandillerin sürekliliği yaşam, sönmesi ise ölümdür!" derdi Dimitri. Onu ölümün acımasız ellerine teslim ederken, kendi hayatındaki bütün kandilleri de beraberinde söndürmüştü Omorfia.
"Sanki sol kaburgamın altında bir yerde bir ip varmış da bu ip senin sol kaburgana sımsıkı bir kördüğümle bağlanmış. Öyle sanıyorum ki aramıza dağlar, denizler girerse bizi birbirimize bağlayan bu ip kopacak. O zaman da için için kanlarım akacakmış gibi bir kuruntuya kapılıyorum. Sana gelince... Sen hemen unutursun beni!”
Kim öğretti Kimya sana bu halinle de tebessüm etmeyi! Seni vurduğum yerden kanıyorum şimdi. Ağlıyorum Kimya, öyle gözyaşları döküyorum ki ancak kirpiklerin silebilir. Ah Kimya! Hüznüm sırdır, gözyaşım sır. Bir sır ki ne söyleyen duyar ne söylenen, melekler bile duymaz.