Babası, dedesi, bütün ailesi ve konukları, kendileri rahat bir tembellik içinde otururken ve yatarken, evin içinde onları durmadan kollayan uyanık gözler ve durmadan çalışan, çamaşırları yıkayan, yiyecek içecekleri hazırlayan, onları giydiren, yatıran, öldükleri zaman gözlerini kapayacak olan eller bulunduğunu bilirlerdi. Oblomov şimdi de kanepesinde rahat rahat otururken onun hayatı için yapılan işleri, didinmeleri, gidip gelmeleri görüyordu ve biliyordu ki yarın güneş doğmasa, gökyüzü görünmez olsa, dünya sele suya batsa gene de sofrasına çorba ve kızartma gelecek, çamaşırı tertemiz olacak, duvarın örümcekleri alınacak ve bütün bunları onun ruhu bile duymayacaktı. Canının ne istediğini düşünmek zahmetine bile girmeden başkaları keşfedecek ve hazırlayıp önüne getirecekti.
Demek aşk da geçiyor. Bense öyle sanıyordum ki âşıkların hayatı sıcak bir öğle vakti gibi rüzgârsız, hareketsizdir. Halbuki sevgide de rahat yok. O da değişiyor, durmadan değişiyor... Bütün hayat gibi.