Bütün bunlar bir köpek gibi bağlanmam, sevgi ve merhamet dilenmem yüzünden başıma gelmişti. İnsan denilen yaratıklara ilişkin düşüncelerimin yanlışlığı yüzünden. Dünyayı aydınlık ve sıcak, merhametli bir yer gibi düşünmem yüzünden. Bütün köpekler saftır zaten.
Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil.
Yanardağlar taşları, ihtilaller de insanları fırlatır. Aileler çok uzaklara gönderilir, kaderleri ülkelerinden ayrı düşer, topluluklar dağılır. Bulutlardan düşüyor gibi olurlar; şunlar Almanya'ya, bunlar lngiltere'ye, berikiler Amerika'ya ... Gittikleri ülkenin insanlannı şaşırtırlar: Bu yabancılar nereden geliyor böyle? Onlan püskürten, şurada tütmekte olan yanardağdır. Bu göktaşlanna, bu atılmış ve kaybolmuş insanlara, bu talihin es geçtiklerine çeşitli adlar verilir; onlara göçmen, mülteci, maceracı denir. Kalırlarsa sineye çekilirler, giderlerse sevinilir. Kimi vakit, bunlar kesinlikle zararsız yara tıklardır ... Ne kin duyarlar ne de öfke, şaşkındırlar. Yapabildiklerime kök salmaya çalışırlar. Kimseye zarar vermezler, başlarına gelenlerden de hiçbir şey anlamazlar.
Victor Hugo Deniz İşçileri
" Din bir lisan veya elbise gibidir. Yetiştirildiğimiz ibadetlere eğilimimiz vardır. Nihayetinde, hepimiz aynı şeyi söylüyoruz. Yani hayatın bir anlamı olduğunu. Bizi yaratan güce minnettarız.