W

Üslûb- u Beyan, Ayniyle İnsandır!!! Üç prenses annesi Ben bu dünyadan yalnızca geçiyorum sizin gibi kalıcı değilim… An vivere tanti est? open.spotify.com/track/3dyjALPqr...
Kişi ayrıştırmak isterse farklılıklar daha belirgin hale gelir, BİR'lemek isteyene ise benzerlikler belirginleşir. Bu nedenle niyetler Allah için olmalıdır, arzular ve istekler üzerine değil. Halis niyetlerimiz BİRlik ve beraberlik üzerine olsun diyelim her daim.
Reklam
Var olan her birim, diğerini etkileme, değiştirme ve yönlendirme özelliğine sahiptir. Bu noktada derin düşünürsek; tekliği kavrayamadıkça sürekli parçalara ayrılmaya mahkûm olduğumuzu görürüz. Ben, sen, onlar, hatta biz kavramlarından arınmadan, 'Kuantum Birlik Bilinci'ne ulaşmak mümkün değildir. Birlik ve Tek'lik algısının hazmını Rabbim bizlere lütfetsin. Eşini, arkadaşını, çocuğunu, komşunu, elâlemi başkası ZAN'nedip DIŞ'ladıkça, yolundaki engeller bitmeyecek, hayat çetin bir savaşa dönüşecektir, ta ki kendi yetersizliklerinin form kazanarak sana nasıl başkası SAN'dıkların aracılığıyla yansıdığını idrak edip kabule geçene kadar...
Bu kadar teknolojik gelişme ve ilerlemeye rağmen insanlık, maalesef halen bindiği dalı kesmekten başka bir şey yapamıyor. Kainata ve insana bakış açımızı yenilemedikçe bu acı sona doğru ilerlemek zorunda kaldığımız apaçık görülüyor. Yani, insanlık, kâinatı, tüm yaratılmışları birbirinden ayrı ve kopuk olarak algılamaya devam ettikçe ve tüm bunları da mekanik bir düzen içerisinde işleyen bir saat gibi algıladıkça, çözüm üretmesi ve sağlıklı bir değerlendirme yapması maalesef mümkün görünmüyor. Çözüm ise, evrenin tamamında var olan bütünsel ilişkileri ve iletişim ağlarını, ortak bilgi paylaşımını, kolektif bilinç ve şuur olgularını fark edebilmekten geçiyor. Bu ise okumak, araştırmak, düşünmek, analiz etmek ve gözlem yapmakla gerçekleşecektir.
An, tüm zaman olarak tanımladıklarımızı içerir. Yani geçmişi, geleceği ve içinde algıladığımız anı barındırır. Allah ANdadır. Bizler ise zaman kavramına tabiyiz. Geleceği bilemeyişimizin sebebi algıladığımız zaman kavramının geleceği kapsamamasından ileri gelir. Allah'ın (CC) Ol emri anda verilmiştir. Lakin kâinatın oluşma süreci bizler için inanılmaz uzunlukta bir zamana denk gelmektedir.
Tasavvuf ehli külli bir yok oluş halini deneyimler. Bu noktada akıl-beden, nesne-obje ayrımı bulunmamaktadır. Tam murakabe halinde edinilen tecrübe ile üç-boyutlu mekânın ve zamanın ötesine geçilmektedir. Yani, her bir an'ın art arda geldiği lineer bir dilimden çok, sonsuz, zamansız ve dinamik bir şimdiki zaman deneyimlenmektedir. Ruhsal dünya geçmiş, şimdi, gelecek gibi zaman dilimlerinden ayrı ayrı oluşmamakta, hakikat bu an içinde tecrübe edilmektedir. Mekân, farklı derecelerde bükülmüştür ve zaman evrenin farklı bölgelerinde farklı hızda akmaktadır. Hakikate ulaşılabilmek için öncelikle bunlardan geçilmesi ve bunların terk edilmesi gerekmektedir. Bu noktada varlığımız, en büyük şükür sebebidir. Şükür hali de mutlu ve huzurlu olmayı gerektirir. Tasavvufta sufiler, an’ın değerini bilen, bulunduğu anda var olmanın mutluluğunu, huzurunu ve şükrünü yaşayarak AN'ın hakkını verebilenlerdir.
Reklam