Musa YALÇIN

Musa YALÇIN
Xwehînbûn / Autodidactism Hinekî conatus, potantiayeke pir û belav. Website — mssylcn.com — Bilinç Eşiğinin Ötesinde mssylcn.com/bilinc-esiginin...
Yunan ve İbrani kültürlerinden oluşan Batı kültürünün kökleri, yaşam amacını insanın mükemmelleşmesi olarak telakki ederken modern insan, nesnelerin mükemmelleş­mesi ve onların nasıl yapılacağının bilgisiyle ilgileniyor. Batılı insan, duygularını yaşamakta şizoid bir acizlik halinde; dola­yısıyla kaygılı, bunalımlı ve umutsuz. Hala mutluluk, birey­sellik, girişkenlik amaçlarını desteklermiş gibi görünüyor fakat aslında hiçbir amacı yok. Ona ne için yaşadığını, tüm uğraşlarını amacının ne olduğunu sorun, mahcup olacaktır. Bazısı ailesi için yaşadığını, diğerleri amaçlarının "eğlenmek" olduğunu ve yine bir kısmı da amaçlarının para kazanmak olduğunu söyleyebilir fakat aslında hiçbiri ne için yaşadığını bilmez; tek başına olmaktan ve güvensizlikten kaçmaktan başka bir amaçları yoktur.
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Meister Eckhart'ın çok çarpıcı bir şekilde ifade ettiği gibi, "Tanrı'yı tanımanın yegane yolu, kendini tanımaktır." Bu insanoğlunun en eski arzularından biridir. Ve bu, hakikaten çok nesnel faktör­lerden kaynaklanan bir arzu ya da amaçtır.
Alıntı
Beşinci yaklaşım kişinin düşüncelerini ve duyguları­ nı, yaşamın gayeleri etrafında toplamaktır; bu gayeler hırs, nefret, yanılsama, korku, sahiplenmecilik, narsisizm, yıkıcı­ lık, sadizm, mazoşizm, sahtekarlık, özentilik, yabancılaşma, kayıtsızlık, ölüsevicilik, erkek egemenliği ve kadın itaati gibi kötü olgulardan kurtulmak ve bağımsızlığa, eleştirel düşün­ ceye, verme ve sevme kapasitesine ulaşmaktır. Bu yaklaşım zikrettiğimiz "kötü" alışkanlıkların bilinçdışındaki varlığını, onların mantığa bürünme biçimlerini, kişinin bütün bir ka­ rakter yapısına nasıl eklemlendiklerini ve gelişme koşullarını ortaya çıkarma çabasını içerir. Bu süreç çoğu zaman epey acı vericidir ve büyük oranda endişe doğurabilir. Sevip sadık kal­ dığımızı sandığımızda aslında bağımlı olduğumuzun farkına varmamızı, iyi niyetli ve yardımsever olduğumuzu sandığı­ mızda kendini beğenmişliğimizin (narsisizm) farkına varma­ yı, başkaları için sadece onların iyiliği için bir şeyler yaptı­ ğımızı sandığımızda sadizmimizin farkına varmayı, cezayı talep eden şeyin adalet duygumuz olduğunu sandığımızda yıkıcılığımızı keşfetmeyi, kendimizi sağduyulu ve "gerçekçi" gördüğümüzde korkaklığımızın farkına varmayı, fevkalade mütevazı davrandığımıza inandığımızda kibrimizin farkına varmayı, hiç kimseyi incitmeme niyetiyle hareket ettiğimizi düşünürken aslında özgürlükten korktuğumuzun farkına varmayı, kaba olmak istemediğimizi sanırken samimiyetsiz olduğumuzun farkına varmayı, bilhassa tarafsız olduğumu-za inanırken aslında hain olduğumuzu keşfetmeyi gerektirir. Kısaca, Goethe' nin de dediği gibi, ancak ve ancak "kendimizi anlaşılabilir bir suçu işleyen kişi olarak hayal edip" o suçu işlemeye niyetlenirsek, gerçekte kim olduğumuzun farkı­ na varma yolunda ikiyüzlülüğü bir kenara bırakhğımızdan
Alıntı
Kaçakçılıkta kural budur :)
Bütün bu değerlendirmelerden çıkan sonuç şudur: Olma sanatını öğrenmedeki en önemli adım, yüksek bilinç kapasi­ temizi ve zihin söz konusu olduğunda eleştirel ve sorgulayıcı düşünme yetimizi güçlendirmektir. Bu esasen zeka, eğitim veya yaş meselesi değil, karakter meselesidir; özellikle de in­ sanın önceden başardığı, her nevi puttan ve akıldışı otorite­ den şahsen bağımsız kalması meselesidir. Büyük çaplı bu bağımsızlık nasıl kazanılacak? Burada bir tek şunu söyleyebiliriz: İnsan bir kez itaatkar olmamanın (burada kashm içsel itaatsizlik, yoksa illa düpedüz küstah ve dogmatik bir itaatsizlik değil) hayati öneminin bilincine varınca, itaatin küçük işaretlerine karşı çok duyarlı hale gelir, itaati haklı çıkaran ussallaştırmayı sorgular, cesaret gösterir ve hayati önemiyle birlikte sorunu bir kez kavradığında, so­ runlara kendi başına birçok çözüm bulabileceğini keşfeder. Başka şeylerde de geçerlidir bu. Kişi ancak sorunun yakıcı olduğunu, ona çözüm bulunmanın bir hayat memat meselesi olduğunu anladığında çözümü bulabilir. Eğer yakıcı bir ilgiy­ le soruna yaklaşmazsa aklı ve eleştirel melekesi düşük sevi­ yede çalışır; o zaman kişi gözlemleme yeteneğinden yoksun görünür. Diğer faydalı bir tutum da derin şüpheyle yaklaşmaktır. Duyduğumuz çoğu şey ya düpedüz yanlış ya da yarı doğru yarı çarpıtılmış şeyler olduğu ve gazetelerde okuduklarımız çoğunlukla gerçekmiş gibi lanse edilen çarpıtılmış yorumlar olduğu için, bu durumda en iyi plan işe radikal bir şüpheci­ likle başlamak ve kulağımıza gelen çoğu şeyin muhtemelen ya yalan ya da çarpıtma olduğunu varsaymaktır. Eğer bu size fazlasıyla can sıkıcı ve kinik geliyorsa kastettiğim şeyin tasta­ mam bu olmadığını, sadece bu varsayımın aksi varsayımdan, yani "aksi kanıtlanana kadar insanların doğru söylediği"
Alıntı
Zen Budizmi üzerine literatürde D. T. Suzuki gibi özgünlüğü tarhşma götürmeyen yazarlar vardır. Suzuki kendi yaşadığı deneyimlerden bahseder. Tam da bu sahicilik olgusu onun kitaplarının okunmasını çoğu za­ man zorlaşhrır, çünkü aklı tatınin eden cevaplar vermemek Zen'in özünde vardır. Diğer yanda, Zen düşüncelerini doğru bir şekilde anlahyor göriliıen başka kitaplar da vardır ama bu kitapların yazarları, deneyimleri sığ olan entelektüel ol­ manın ötesine geçmezler. Kitaplarının anlaşılması kolaydır ama Zen' in özün ünü aktarmazlar. Buna rağmen Zen' e ciddi ilgi duyduğunu iddia eden çoğu insanın Suzuki ile diğerleri arasındaki kesin ayrımı fark edemediklerini gördüm.
Sahip olmak ve olmak kitabından sonra bunu okuyun·Kitabı okudu
Alıntı