Zen öğretisini batıya anlatmada başarısız olan bir kitap. Zen öğretisinin kalıplara sıkıştırılmış hali. Kitabın gerçek ismi "Cinsellikte Zen" olması gerekiyordu
Liza'nın ölümü, Velçaninov ve Trusotskiy arasındaki çatışmanın çözümsüzlüğünü vurgulayan sembolik bir kurban işlevi görüyor olabilir. Ancak anlatısal açıdan, masumiyetin salt yetişkinlerin ahlaki çöküşünü yansıtmak uğruna harcanması, metnin trajik gücünü artırmaktan ziyade yazarın kolaycılığa kaçtığı hissini uyandırıyor. Elbette Liza yaşasaydı olay örgüsü sıradan bir velayet kavgasına dönüşebilirdi; fakat Dostoyevski'nin karakter motivasyonlarını derinleştirmek için kullandığı bu 'masumun ölümü' motifi, eserin felsefi yükünü bir çocuğun kederi üzerinden sırtlanarak okurla kurulan edebi bağı zedeliyor.
Harper Lee’nin Bülbülü Öldürmek romanında Scout Finch, ten renginin bir infaz kararına dönüştüğü Maycomb kasabasında, yetişkinlerin ikiyüzlülüğünü sadece izleyerek deşifre eder. Onun adalet anlayışı yasalarla veya dogmalarla değil, henüz bozulmamış saf bir algıyla örülüdür. Bu algı coğrafya, inanç veya statü tanımaz. Tıpkı Maksim Gorki’nin Çocukluğum eserinde, 19. yüzyıl Rusya'sının şiddet dolu, karanlık alt sınıfı içinde sevgiye tutunmaya çalışan Aleksey gibi; veya José Mauro de Vasconcelos’un Şeker Portakalı’nda, Brezilya’nın yoksul sokaklarında yediği dayaklara karşı hayal gücünü bir kalkana dönüştüren Zezé gibi.
Farklı kıtalarda, bambaşka dillerde kanayan bu üç çocuk, edebiyatın içinden aynı sarsılmaz gerçeği haykırır: Çocukluk, dünyanın kirli sözlüğüne henüz tercüme edilmemiş yegâne evrensel dildir.
Scout’un ırkçılığı, Aleksey’in sınıf öfkesini, Zezé’nin ise fukaralığı anlamlandıramaması onlara ait bir eksiklik değildir; aksine insanlığın yitirdiği fabrika ayarlarına bir dönüş çağrısıdır
Kan ve kaosun rahminden doğan Leviathan, mutlak itaatin manifestosudur. Hobbes’a göre insan bencil bir avcı, devletsiz toplum ise herkesin birbirini parçaladığı bir cehennemdir. Bu vahşetten tek çıkış, kalabalıkların tüm haklarını gönüllü olarak mutlak bir güce, "Egemen"e devretmesidir.
Sözleşme basittir: Egemen güvenliği sağlar, karşılığında kayıtsız şartsız yetki alır. Kuralları o koyar ama kendi koyduğu yasalara uymak zorunda değildir. Bu, askeri bir darbeyle değil, toplumun bizzat kendi korkusuyla inşa ettiği "rızaya dayalı bir diktatörlüktür."
1651 İngiltere’sinin iç savaşından kopup gelen bu metin, geçmişe ait tozlu bir felsefe tezi değildir. Aksine, "beka ve güvenlik" uğruna hukukun üstünlüğünün tek bir kişinin iradesine kurban edildiği günümüz siyasi ikliminin ve çok iyi bildiğimiz bir coğrafyanın kan donduran aynasıdır.
'Beyaz Geceler' gibi bir son olması en sarsıcı yer. Keşke devamı olsa diyebileceğim bir kitap. On kronun kimden alınfığı kendisinin tahmini. Olasılığı yüksek olsa da ucu açık bence