“Bir şey okuyorsun, seni çok uzaklara götürüyor.
Elindekini usul usul bırakıyorsun bir köşeye, bakıyorsun boş duvarlara.
Sonra sanki duvarlardan pencereler açılıyor; ışık huzmeleri kaplıyor odayı
ve sen o gizemli ışığa doğru yürüyüp bambaşka bir aleme dalıyorsun.
Okuduğun şeyin beynindeki yansımaları gerçek oluyor; konuşuyor, çiziyor, anlatıyor
ve sen onları uzun uzun dinliyorsun.
Bazen, çok eskiden dokunmuş bir kalbin yankısı bile karışıyor bu sessizliğe
o kadar tanıdık, o kadar uzak bir yerden.
Sorular sürekli kafanda uçuşuyor; cevaplar ise daha çetin, daha meşakkatli ve daha zor.
Her soru kafanda binlerce senaryo oluşturuyor; oyuncular aynı, senaryolar başka, sonlar değişik.
Yaşadığınız aşkları, hüzünleri, haksızlıkları, kırgınlıkları, özlemleri
kendi içinizde çözümlemediğiniz müddetçe
boş duvarlar ve o duvarlardan açılan pencereler sizi hep meşgul etmeye devam edecek.
Çünkü insan, içinde çözmediği hiçbir şeyi
başkasının dokunuşuyla tamamlayamaz.”