“Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki… Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden mi yoksa gerçeğinden mi? Kaç kapıdan geçip yerini bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü yasaklamalı Ömür Hanım yasaklamalı... Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ki?
Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten olurdu. Aklı silmeli diyorum insan ilişkilerinden. Yanılıyor muyum? Olsun. Yanıldığımı biliyorum ya...”
…
Meydan meydan küfrettiler ardından
Inandırmak için herkesi kendi yanlışlarına
Yanıtı yasaklanmış sorular sordular.
Ses geldikçe öfkelendiler
Gelmedikçe kuşkulandılar
Güçleriyle birlikte büyüdü korkuları
En küçük sessizlikten bile ürker oldular.
Kurtuluşu sana saldırmakta buldular
Sana saldırdıkça rahatladı ruhları.
Öyle ucuz ettiler ki her şeyi
Sözü, saygıyı, erdemi
Ölümü bile kirlettiler
Ölümü bile kirlettiler...
Sevgili Dost,
Bu bayramda kabristana gittin mi? Senin de ölülerin vardır, bilirim. Neşesi yağmalanmış ne bayramlar geçireceğiz daha...
Kokucu dede, camiden çıkan herkesin eline gül yağı sür, mis gibi koksun şehir!
İşportacı, sen de sat gülümsemeyi, öğrenemeyen dudaklarımıza!
Çocuklar, bırakın biz öpelim ellerinizi, siz bize şeker verin!
Sevgili Dost,
Bugün bayram.