Evinin camından uzaklara dalmış dağı seyrediyordu … Gözlerinden akan sıcak yaşları memesinden akan sütün acısı hatırlatıyordu… Oniki kişi bir odaya sığışmıştı … Hayatı boyunca tek bir adam tarafından bu kadar insan ; eleştirilmekten koskoca bir evde minicik bir odada bulmuştu mutluluğu… Kendilerince gülüyordu … Bir bağırma sesiyle irkiliyordu hepsi ve susuyordu … Biraz sonra anneleri uyarma niyetiyle gelip o da katılıyordu sessiz huzura … Kendini Allah mı sanıyordu adam … Bu ne hiddet bu ne öfke …Yok yere … Şimdi sessiz bir odada yanlız başına mücadele ediyordu kanserle … Yalnızdı yalnız kalmıştı … Gerçek yaşamdan esinlenilmiştir …
"İNCİ" Küllerinden yeniden doğmak...
62. BÖLÜM 🌹İnci 🌹 Evet, iyi uyumuştum... Uzun zamandır ilk kez başımı yastığa koyduğumda, zihnimdeki o gürültülü sesler susmuştu. Geçmişin o keskin pençeleri bu gece yakamı bırakmıştı. Serkan’a söylememiştim ama ben de onu görmüştüm rüyamda. Masalsı bir huzur vardı içinde. Hatta gözlerimi araladığımda, rüya bitmesin diye beş dakika daha uyumak için kendimle resmen mücadele ettim. Tekrar uyuyamadım çünkü, Serkan’ı görmeye dair engelleyemediğim bir istek vardı, erken kalkışımın sebebi de buydu. Onu kahvaltıya çağırmalıydım; sadece onu değil, Funda’yı da... Ona karşı fevri davrandım, farkındayım. Eğer o olmasaydı, o güçlü duruşuyla beni sarsmasaydı, ayağımdaki geçmişin prangalarıyla daha ne kadar sendeleyecektim kim bilir? O benim ruhumu onarmış, her seferinde bana bir çıkış yolu fısıldamıştı. Bana inanmıştı. Şimdide ben ona ve onun samimiyetini, dürüstlüğüne inanmalıydım. Onu aradığımda sesindeki şaşkınlığı hissettim ama davetimi öyle içten kabul etti ki, içim ısındı. Yataktan kalkar kalkmaz, odanın camını sonuna kadar açtım. İçerinin havası tazelenirken yatağımı özenle düzelttim. Erken uyanmanın verdiği hafif şişkinliği yok etmek için yüzümü defalarca soğuk suyla yıkadım. "Lütfen işe yara," diye mırıldandım kendime. Oturma odasının balkon kapısını açtığımda içeriye esintiyle dolan tuzlu deniz kokusunu içime çektim. Etraf aydınlanmamış olsa da, havanın bulutsuz oluşu, güzel bir gün olacağını işaret ediyordu. Bu mevsimde güneşin vurduğu o lacivert sulara bakmaya doyulmuyordu. Mutfakta hareketli bir müzik açıp mutfak önlüğümü taktım. Serkan spor yapmayı severdi, ona enerji verecek bir şeyler hazırlamalıydım. Fırına elma dilim patatesleri sürdüm, tavadaki pankeklerin kokusu tüm evi sardı. Kızarmış ekmeklerin üzerine avokadolu karışımı sürüp üzerine tam kıvamında pişmiş
1000Kitap
Reklam
hiçbir sorun olmadığı halde mutlu olamamak
“hayat kötü değil ama içimde bir şey eksik” hissi. modern çağın en yaygın ruh hali olabilir. çünkü insan sadece sorun yok diye mutlu olmuyor. beyin, “tehlike yok = mutluluk” şeklinde çalışmıyor. çoğu zaman şöyle çalışıyor: - anlam lazım - heyecan lazım - bağ kurmak lazım - beklenecek bir şey lazım - bazen mücadele bile lazım özellikle sürekli ekran, sosyal medya, kısa dopamin döngüsü yaşayan insanlarda “düzleşmiş duygu hali” oluşuyor. acı çok yoktur ama coşku da yoktur. sanki hayat “sessiz moda” alınmış gibi. bir de şu var: insan bazen mutsuz değildir, sadece ruhu açtır. mesela: - aynı günleri tekrar etmek - gerçek sohbet eksikliği - amaçsızlık - bastırılmış yorgunluk - kendini hep oyalamak - hiçbir şeyi gerçekten yaşamadan tüketmek bunlar “belirgin sorun” gibi görünmez ama içten içe insanı boşaltır.
Kainatın Zikrine Katılanlar - Kavli Garib Çoban
Kainatın Zikrine Katılanlar - Kavli Garib Çoban B/aşka çare yok şair aramızdan ayrıldı. Duyguları geçici olanların ilişkileride sahici değil. İnsan dünyada pek çok sıkıntı yaşar. Gün geçmez ki canını sıkan bir şeyle karşılaşmasın, psikolojisini sarsan bir sahneye rastlamasın. Onun iç dünyasında kendini teselli edebilecek çıkışlara da pek rastlanmaz. Duygu ve düşünceler genellikle acıları dindireceğine, alevlendiren bir etkiye sahiptir. İnsan, geçmişteki mutsuzluklarını unutamayan ve gelecekteki olası tehlikeleri sanki gerçekmiş gibi peşinen yaşayan bir varlıktır. Ben beni bıraktığım zaman, sen beni bırakma Yâ Râb!.. Bütün bunlara bir de baş ağrıtan arzu ve hevesler, kontrol altına alınamayan öfke ve ihtiraslar eklenince hayatın tadı iyice kaçar. Gerçek teselliyi ancak duada bulabiliriz. Her şeyi yönetenle bağ kurduğumuzda hayattan mutluluk devşirebiliriz. Damlalar birikiyor teheccüt vakti. Bütün gelişmeleri kontrolü altında tutandan medet aldığımız vakitlerde içimizdeki sıkıntılardan kurtulabiliriz. İçindeki savaş dünyalık putlarınla aşk karnesinde zayıfsa kabir ziyaretçin kim olur?.. Ben beni bıraktığım zaman, sen beni bırakma Yâ Râb!.. Teheccüt vakti duadan mahrum yaşamak, gerçek mutluluktan uzak, tesellisiz yaşamaktır. La ilahe illallah İlla Hu, Ya Nur, Ya Hakk, Ya Selam la gelir teheccüt vakti kırklar meclisine erenler Dualar vardır, kayıp düşmemizi engelleyen İbrahim’in ruhundan gelir. Dualar vardır, düşmüşsek hızla kalkmamızı sağlayan Ya şekür’den gelir. Tekrarlanan bahar şefkatin enginlerine açılan ah yarın. Dualar vardır, musibetlerden muhafaza eden, Musa’nın ruhundan gelir. Ben beni bıraktığım zaman, sen beni bırakma Yâ Râb!.. Dualar vardır, acıların tetiklediği ümitsizlik, hüzün. Ve korku gibi olumsuz duyguları bertaraf eden izi takip ediyorum. Hz.
Gökten kayan yıldızlar Acaba ben ölmüş olsaydım, yıldızların hangisi kayacaktı? Bilsem imanına tükürdüğümün yıldızlarından hangisi benimdir, vallahi göğe merdiven kurar, çiviyle onu göğe çakardım. Fosforlu Cevriye Suat Derviş endlessfreedom endlessfreedom Öncelikle Allah Tealanın selam ve kelamı hepinizin üzerine olsun değerli 1000 k okuyucusu endlessfreedom şunu diyor Acaba ben ölmüş olsaydım, yıldızların hangisi kayacaktı kayan Türkiyenin ekseni Türkiyenin yıldızıydı kahramanmaraş okul saldırısında 10 kişinin yıldızı söndü bu 10 kişi Türkiyenin en acı en ağır kaybı oldu peki biz durdurabildikmi gökteki yıldızların sönmesini engelleyebildik mi değerli yazarlarımızdan Suat Derviş Bilsem imanına yıldızların hangisi benimdir, vallahi göğe merdiven kurar, çiviyle onu göğe çakardım bu Türkiyede sönmeden parlaması gereken bir yıldız değilmi ancak zamansız gelen o çocuk ölümleri ben iman sahibiyim ben vicdanlıyım diyen herkesin gecesini zifiri bir karanlığa çeviriyor işte Kahramanmaraş deprem yarası sarılmadan o on kişinin yarası matemi hepimizi sarsıyor yaşlar bitmiyor saygıdeğer okuyucu endlessfreedom diyorki suat dervişten yaptığı alıntıda imanına tükürdüğümün evet ne diyordu şair zalimi ve zulmü sevme tükür celladın yüzüne hepimizin başı sağolsun Allah rahmeti ile muamele etsin Maraşta 11 yaşında Almina Ağaoğlu vefat etti oysaki onun yıldızı gökyüzünde parlıyordu eğer sizin yıldızınız gökteki nice yıldızı karartıp engelliyorsa o yıldız zulümlerin sebebidir Hayat sadece kıyam ve cihattan ibarettir Hayatın tadını ancak ölümden kurtulanlar bilirler. Siz Bir Alçaksınız! Peyami Safa endlessfreedom endlessfreedom Değerli okuyucular Allahın selamı sizlere olsun Es selam Aleyküm ve Rahmetullah peyami safa Hayatın tadını ancak ölümden kurtulanlar bilirler der refah ve
Duygu ve Düşünce
Mutluluk veya üzüntü acı ve haz arasındaki gerilimden doğar
İnsan kendini yanlış bir modelle okur: Kendini “haz peşinde koşan” bir varlık sanır. Oysa insanın asıl yapısı, sabit hazlara değil, değişime ve farka duyarlı bir sistemdir. Acı ve haz, ayrı kutular değil; birbirini doğuran ve birbirine anlam veren iki uçtur. İnsan, bu iki uç arasındaki gerilimle yaşar. Mutluluk da üzüntü de mutlak değildir; her biri, bir önceki referansa göre hissedilir. --- I. GİRİŞ: YANLIŞ MODEL İnsan kendini şöyle tanımlar: > “Ben haz isterim, acıdan kaçarım.” Bu model basit ve çekicidir. Ama eksiktir. Çünkü bu model: hazzı sabit bir değer gibi görür acıyı mutlak bir kötülük gibi tanımlar --- Oysa gerçek yapı şudur: > İnsan, hazzın kendisine değil hazzın değişimine duyarlıdır --- Bu fark görülmediğinde:
Reklam
Reklam