Kitaplığımda okunmayı beklerken tekrar ağaca dönen kitaplar
Artık eskisi kadar kitap almadığım için (kendimi eğitme çabaları) kitaplığımda okunmayı bekleyen kitapları bir iletide toplamak istedim. İşte karşınızdaaa asla sıfırlanmayan o malum liste: ---TÜRK EDEBİYATI--- --Tarihi-- >Nutuk-M. K. Atatürk >Milli Mücadele Tarihi-Halil İnalcık >Eski Türk Tarihi-Ahmet Taşağıl >Kök Tengri'nin Çocukları-Ahmet Taşağıl >Osmanlı Padişahları-Erhan Afyoncu >Ateşten Gömlek-Halide Edip Adıvar >Küçük Ağa-Tarık Buğra >Ankara-Yakup Kadri Karaosmanoğlu >Deli Kurt- H. Nihal Atsız --Klasik/Roman-- >Semaver-Sait Faik Abasıyanık >Aylak Adam-Yusuf Atılgan >Surname-İskender Pala >Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk-İskender Pala >Puslu Kıtalar Atlası-İhsan Oktay Anar >72.Koğuş-Orhan Kemal >Dede Korkut Hikayeleri --Şiir-- >Uzak-Oruç Aruoba >Yağmur-Nurullah Genç ---YABANCI---
Suriye'nin Yeniden Dizaynı: Stratejik Sessizlikten Kurumsal Rehabilitasyona I. Giriş: Yanlış Soruların Esareti Buckingham Sarayı'nın altın yaldızlı salonlarında iki adam el sıkışıyor. Biri İngiltere Kralı III. Charles. Diğeri, bundan yalnızca bir yıl önce üzerine 10 milyon dolar ödül konmuş, ABD'nin terör listesinde adı geçen Ebu Muhammed el Şara. Bu fotoğraf bir soruyu zorunlu kılıyor: Bu nasıl mümkün oldu? Ortadoğu coğrafyası üzerine yapılan analizlerin büyük çoğunluğu bu soruyu sormaz. Bunun yerine daha güvenli, daha sığ sorularla yetinir: "IŞİD neden bu kadar güçlendi?" veya "Esad neden düştü?" Oysa doğru sorular çok daha rahatsız edicidir: IŞİD kimin işine yaradı? Şara'yı kim, ne zaman ve hangi araçlarla rehabilite etti? Ve tüm bu kaosun sonunda kim kazandı? Bu makale, Suriye'de yaşananların ne bir tesadüf ne de öngörülemeyen bir "blowback" mekanizmasından ibaret olduğunu savunuyor. Ortada, adım adım ve çok aktörlü biçimde inşa edilmiş bir bölgesel dizayn var. Ve bu dizaynın mimarlarını bulmak için komplo teorisine değil, yalnızca sonuçlara bakmak yeterli. II. Blowback'ten Öte: IŞİD ve Güç Boşluğu 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgali, sadece bir rejimi devirmenin çok ötesine geçti. Ordular lağvedildi, devletin kurumsal hafızası silindi, onlarca yıllık güvenlik bürokrasisi bir gecede yok edildi. Geriye devasa bir güç boşluğu kaldı. IŞİD bu enkazdan beslendi, büyüdü ve zamanla Suriye iç savaşının yarattığı ikinci boşlukta gerçek bir devlet gibi hareket etmeye başladı. Buna "blowback" deniyor: Bir müdahalenin, müdahale edenin öngöremediği yıkıcı sonuçlar doğurması. Daha önce de görülmüştü; 1980'lerde Sovyetlere karşı CIA tarafından beslenen Afgan mücahidleri, zamanla El Kaide'ye dönüşmüştü. Ancak blowback teorisi, IŞİD söz konusu olduğunda kritik bir soruyu
1000Kitap
Reklam
"Kutsal vatanı ve milleti parçalanma tehlikesinden kurtarmak; Yunan ve Ermeni emellerine kurban etmemek için açılan milli mücadele uğrunda, milletle beraber serbestçe çalışmama, resmi ve askeri sıfatım artık engel olmaya başladı. Bu kutsal amaç için milletle beraber sonuna kadar çalışacağıma mukaddesatım üzerine söz vermiş olduğumdan, pek aşıkı olduğum şerefli askerlik mesleğine bugün veda ettim ve istifa ettim. Bundan sonra kutsal milli amacımız için her türlü fedakarlıkla çalışmak üzere, milletin sinesinde bir mücahit fert olarak bulunacağımı genel olarak arz ve ilan ederim."
Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıklarındaki tek bir taneyi bile bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. Ankara 10.06.26 bu ayet üzerine düşündüm lakin henüz taşınmadım. gaybın sahibi elbet yolumuzu çizmiştir. bize bir gayret gerekli, her şeyden önce de iman. dilerim ki dünya hayatına aldananlardan olmazsın sana memnuniyet yolları yaraşır. bilmez misiniz? akıl etmez misiniz? iman edenler elbette imtihanlardan geçecektir ve elbette hamdolsun imtihanımıza. dünya nimeti uğruna ne aklını kaybedenlerden ne de ezilenlerden olmayacağız. Allah şımaranları sevmez. bilmez misin? ne elimizden gidene ne de başımıza gelene… onun ilmi sonsuzdur. nefesimiz olduğu müddet rabb için görünür olacak onun adını duyuracak, iyi yerlere geleceğiz. müminin yaşamı romantiklerin eline geçmeden bize haklı bir mücadele ve dört bir yandan zafer gerek. Allah bize güç versin kudret versin ilim versin. sonra da onun yolunda canımızı kurban eylesin.
*﴿وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ﴾* *"Sabır ve namazla yardım isteyin."* Mümin, karşılaştığı zorluklar ve sıkıntılar karşısında ancak sabır ve namazla yardım ister. Bu ikisi arasında öyle güzel ve derin bir sır vardır ki, onu ancak tecrübe eden bilir. Tadan bilir, bilen de ondan bolca nasiplenir. O hâlde kullarına karşı son derece lütufkâr ve her şeyden haberdar olan Allah'ın şu ilahî yönlendirmesine uyun: ﴿وَاسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ﴾ "Sabır ve namazla yardım isteyin." Kul namazını ne kadar güzel kılar, kalbi ne kadar hazır bulunursa; ihtiyaç anında sabrı ve sebatı da o ölçüde güçlü olur. Müminin namazı onun aynasıdır. Bu yüzden kalplerinizi yoklayın. Çünkü sabır ve sebat, gafillerin değil, huşû sahibi kimselerin kalplerine iner. Sözün özü şudur ki: Allah Teâlâ'ya doğru yürüyüş, hoşlanılmayan şeylerle çevrilidir; zorluklarla iç içedir; nefisle mücadele ve meşakkat üzerine kurulmuştur. Cihad, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, hakkı açıkça söylemek, dostluk ve düşmanlığı Allah için belirlemek.Bunların hiçbiri, kişinin nefsini zorlamadan, dizginlemeden ve onu kurtuluşunun bulunduğu yöne sevk etmeden gerçekleştirilemez. Nihayet bu zorluklar, kulun içinde huzur ve mutluluk bulduğu sevgili şeylere dönüşür. Bu ise yüksek bir makamdır. Bazı insanların gayretleri ona ulaşmaktan geri kalırken, bazıları ona erişir. İşte bunlar, gerçekten "kor ateşi avuçlarında tutanlar"dır. İnsanların çoğu, hatta neredeyse tamamı, onları kınar.
Bu topraklarda tarihsel ve kültürel bagajı katı bir gerçekçilik, mücadele ve çile üzerine kurulmuş bir damardan "pazarlanabilir bir peri masalı romantizmi" çıkarmaya çalışmak, eşyanın tabiatına aykırı. Yalın gerçek şu; ortada bir romantizm yok, sermayeyi meşrulaştırmak için tasarlanmış bir "kültürel illüzyon" var. Bir milyarder küresel pazarda (özellikle ABD ve Batı dünyasında) var olmaya çalışırken, oradaki elitlere çiğ bir "Ben acımasız bir kapitalistim, hırslıyım, rakiplerimi ezerim" imajı veremez. Hele ki günümüzün "duyarlı kapitalizm" (woke capitalism) çağında bu intihar demektir. Hamdi Ulukaya gibi figürler, arkalarındaki o gerçekçi ve sert kimliği alıp, Batı’nın bayıldığı o "mistik, doğu felsefesine sahip, dağlardaki bilge çoban" ambalajına sarıyorlar. "Ben çok romantiğim, doğaya aşığım, mültecileri çok seviyorum" söylemi, arkada dönen o 500 milyon dolarlık eski eş davalarını, rüşvet ve reçete hırsızlığı iddialarını, kurumsal yönetim kurulu kavgalarını görünmez kılan muazzam bir sis bombasıdır. Zenginliği romantize ediyorlar çünkü zenginliğin o soğuk, sömürgen ve hesapçı yüzünü başka türlü saklayamazlar. Bir insan haksız veya şaibeli bir şekilde devasa bir güce ulaştığında, vicdanını ve kamuoyu algısını rahatlatmak için "Bakın ben bu parayı kendim için istemiyorum, ben aslında çok içli, çok derin, köklerine bağlı biriyim" tiyatrosunu oynamak zorundadır. Türkiye'deki o dar Kemalist elitlerin dünyasına (Fenerbahçe üzerinden) milyarlar dökerek sızmaya çalışırken de aynı "romantik abi" maskesini kullanıyor. Çünkü o maskeyi çıkardığı an, geriye sadece kurumsal fonların elinde oyuncak olmuş, gücünü kaybetmiş bir figür kalacak. Katı bir realizmin içinden gelenlerin bu sahte romantizm tiyatrosu, aslında köklerine duydukları sadakatten değil; o kökleri küresel elitlerin
1000Kitap
Reklam
Reklam