"nesnelerin sınırları belirsizdir, sezilemez, tam olarak tanımlanamaz. bütün ışık oyunlarını ve gölgelerini de hesaba katarsak aydınlıkta da böyledir bu. burada fizikten bahsetmiyorum, korkulardan bahsediyorum ve şehirlerden bahsediyorum ya da modern hayat dedikleri her ne haltsa ondan bahsediyorum. burada aslında tam olarak karanlık korkusundan bahsediyorum. karanlık korkusunu aşan nesnelerin kuşattığı dünyanın korkusunu da aşar. metaları ve yabancılaşmayı aşar. türküde dediği gibi, her nesnenin bir bitimi var ama. var ama... aşka hudut çizilmiyor. buradaki "ama" üstüne düşünmeden aşkın ne demek olduğu kavranılamaz. ısrarlar karanlıkta oturmak lazım. ısrarla her gün işi gücü bırakıp karanlıkta oturmak lazım. hiçbir şey yemeden içmeden, ne ekmek ne su, sigara bile içmeden ısrarla karanlıkta oturmak lazım. sadece kendini dinlemek. artık kendin olmayan, kendinden kurtulan kendini. gözler karanlığa alışmalı, karanlığın en koyusuna. doğu düşüncesinin en yüzeysel kısımlarıyla harmanlanıp pazarlanan saçma sapan sosyetik dalgalardan bahsetmiyorum burada, hayata çoşkuyla katılmanın bir imkanını yaratmaya çalışıyorum. hayata daha da arzuyla katılmak için gerekli zamanlarda bir nebze geriye çekilmenin doğru yöntem olup olamayacağını düşünmeye çalışıyorum. zihin sessizliğin en derine, gözler karanlığın en koyusuna alışmadan nasıl çoşkuyla katılabilir insan hayata, nasıl renkleri ayırt edebilir. bir imkan bir imkandır."
İnfilak Parçaları, Emrah Serbes