Şiraze kaydı, yön bulanık, serkeşlik diz boyu.
Mana koptu, yer yarıldı, dibi görmeye ne kaldı?
İçten içe inkâr, dıştan dışa tasdik, tam bir münafıklık değil midir?
Kadir kıymet bilmez, meşakkate dayanıksız, sermayeyi çarçur eden müflis değil midir?
Üstü başı emmare kokar, hâlâ sığınmayan başına topraklar saçmayan, kibirli değil midir?
Niyazlar dolusu külliyat, hep ikrar ikrar, artık oldu laklaka-i lisan. Lisan düğümlense de akıl fırsat kollar.
Ya yol aç ya da yola çıkma. Şu oyun dünyasında peri masalında sonları düşünmeden lahzalardan bir dem peşinde koşmadan rahata ermeden bitsin mi devam mı etsin bu sürgün?
Eminlikler beldesinde kendini emniyette olduğunu sanarak emin emin yürürken hep beklediği zayıf gedikten sokulurmuş insan.
Oysa usulden taviz verildikçe menzil insana ırâklaşır ve vusül yerine kor düşer insanın payına.
Sen bizlere bildirdinki; kurak yerlere yağmur yağdıran ve meyve bitiren. Taş bağlamış, çoraklaşmış gönlümüze feyz-i ilahiyi serp de Faruk misâli nerm olalım yoksa bu katılıdığın içinde katranlaşacağız.