bana bakan ruhumun nekaheti müthiş bir büyüye ve huzura sahipti. Evet, ruhum hayata yeniden doğuyordu. Onu nasıl böyle hoyratça kullandığıma, incittiğime, neredeyse öldürdüğüme ben de inanamıyordum. Ve onu zamanında kurtardığı için Tanrıya hararetle şükrediyordum.
Artık temelli kısırlaşmış olduğunu sandığım kalbimde açan gecikmiş mutluluk çiçekleri meyve de verdi. Tanrı'nın lütfuyla, nice yaranın o yaşa özgü enerjiyle kendiliğinden kapandığı gençliğin lütfuyla iyileştim. Aziz Augustinus'un dediği gibi, iffetine kavuşmak baştan iffetli olmaktan daha zorsa eğer, ben gerçekten zor bir meziyete sahip olmuştum.
Eskiden bir bütün gün mutlu olmamı sağlayan şeyler, otları sarartan bir güneş ışını, yağmurun son damlalanıyla birlikte ıslak yapraklardan yükselen koku, hepsi tıpkı benim gibi, tatlılığını ve neşesini kaybetmişti. Ormanlar, gökyüzü, sular bana sırtını dönmüştü sanki, onlarla tek başıma yüz yüze gelip kaygıyla sorguya çektiğimde ise, bir zamanlar bayıldığım muğlak cevapları vermiyorlardı artık. Su sesinin, gökyüzü ve yaprak sesinin gelişini haber verdiği ilahi konuklar, sadece kendi içlerinde yaşayarak arınmış yürekleri ziyarete tenezzül ederler.