Kafamız, algılarımız, yabancı bir çevreye
bırakılmış ürkek ve telaşlı bir hayvan gibi yoğun bir şekilde çalışmakta, aynı
anda pek çok işlem yapmaktadır, ama çoğumuz bu işlemleri artık yaptığımızı
bile fark etmeyiz. Tıpkı araba kullanırken düğmelere, pedallara bastığının,
vites değiştirdiğinin, direksiyonu sağa sola pek çok kurala uyarak özenle
çevirdiğinin, yol işaretlerini okuyup anlamlandırdığının ve trafiği
denetlediğinin farkında olmayan bir sürücü gibiyizdir roman okurken.
Böyle anlarda, tıpkı hiç tanımadığı bir çevreye bırakılan ürkek bir
hayvan gibi algılarımın bütün kapıları sonuna kadar açılır ve kafam çok daha
hızla, neredeyse telaşla işlemeye başlardı. İçine girmekte olduğum dünyaya
uyum sağlamak için elimdeki romanın ayrıntılarına bütün gücümle dikkat
ederken, kelimeleri hayalimde resimlere çevirmek, gözümün önünde her şeyi
canlandırmak için neredeyse çırpınırdım.
İnsanlar dünyaya bir çocuk getirmek
istediklerinde ne yaptıklarının farkında değildir.
Aksi taktirde kürtaja üzüleceklerine bunun için
üzülürlerdi. Her iki olasılığı da sadece düşün:
Çocuğa ne vereceksin? Çocuğa verecek neyin var?