Muhittin ÇİFTÇİ

Muhittin ÇİFTÇİ
Adanalı, yazar, çizer, hakem
Maliyeci
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi
ANKARA
Adana
84 okur puanı
Eylül 2025 tarihinde katıldı

Muhittin ÇİFTÇİ

, bir kitap okudu
7/10
·140 syf.··
Beğendi
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 12:30
·
2026 6. kitabı
Wilhelm Barthold
8.7/10 · 3 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İnsanın Doğayla Kırılan Ahlaki Sözleşmesi
7/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 12:30
İnsanın Doğayla Kırılan Ahlaki Sözleşmesi Vasiliy Vladimiroviç’in Aral Gölü’nün Tarihi adlı eseri, insan ile doğa arasındaki ilişkinin tarihsel bir anlatımından çok, bu ilişkinin nasıl etik bir kopuşa dönüştüğünü gösteren felsefi bir yüzleşme metni olarak okunabilir. Kitap, Aral Gölü’nün kurumasını yalnızca teknik hatalar ya da yanlış politikalar zinciri olarak değil, modern insanın doğayla kurduğu tahakkümcü ilişkinin kaçınılmaz sonucu olarak ele alır. Eserde doğa, edilgen ve sınırsız bir kaynak değil; müdahaleye cevap veren, sınırları olan bir varlık olarak konumlanır. İnsan ise bu sınırları görmezden gelen, ilerleme ve kalkınma adına doğayı araçsallaştıran bir özneye dönüşür. Vladimiroviç’in anlatısı, bu dönüşümü sessiz ama kararlı bir eleştiriyle izler. Aral Gölü’nün çekilen suları, aslında insan aklının doğa karşısındaki kibirli özgüveninin sembolüdür. Felsefi düzlemde kitap, insan–doğa ilişkisinin bir “sahiplik” değil, bir “emanet” ilişkisi olması gerektiği fikrini ima eder. Gölün yok oluşu, yalnızca ekolojik bir yıkım değil; ahlaki bir başarısızlık olarak da okunur. Doğaya hükmetme arzusu, burada insanın kendi yaşam alanını da yavaş yavaş tüketmesine yol açar. Böylece Aral Gölü, modernliğin görünmeyen bedellerinin somut bir mekânsal karşılığı hâline gelir. Tahlil derinleştirildiğinde, Aral Gölü’nün Tarihi’nin, insan-merkezci dünya görüşüne karşı güçlü bir sorgulama sunduğu görülür. Doğa, bu anlatıda sessizdir; ancak sessizliği, en güçlü tanıklık biçimine dönüşür. Kitap, okuru “doğaya ne yaptık?” sorusundan çok, “doğayla birlikte neyi kaybettik?” sorusuyla baş başa bırakır. Bu yönüyle eser, kültür-sanat-edebiyat dergileri için yalnızca çevre tarihi bağlamında değil; etik, varoluş ve sorumluluk ekseninde de okunabilecek önemli bir metindir. Aral Gölü’nün
1000Kitap
Aral Gölü’nün TarihiWilhelm Barthold · İz Yayıncılık · 20253 okunma
Declaring Yamaçları Bazı yerler vardır; ayakla değil, kalple varılır onlara. Haritalar sustuğunda, yön levhaları anlamını yitirdiğinde çıkarlar karşımıza. Declaring Yamaçları da böyledir. Ne bir dağın sırtıdır tam olarak ne de bir uçurumun dibi. İnsan oraya vardığında, aşağı düşmemek için tutunur; yukarı çıkmak içinse cesaretini yoklar. Bu yamaçlarda yürümek zordur. Çünkü zemin, insanın kendi sustuklarından yapılmıştır. Söylenmemiş cümleler gevşek taşlar gibi ayağın altından kayar. Bastıkça hatırlarsın; sustukça ağırlaşır yükün. Declaring Yamaçları, sakladıklarının artık seni taşıyamadığı yerdir. Burada rüzgâr bile dürüst eser. Kendini kandırdığın her cümleyi yüzüne vurur. İnsan ilk defa bu yamaçlarda sesinin tonunu duyar: korkulu mu, pişman mı, yoksa nihayet sahici mi? Kaçacak bir patika yoktur; her yol, insanın kendisine çıkar. Bu yüzden Declaring Yamaçları bir mekân değil, bir andır. İnsan “artık” dediğinde başlar. Artık susamam, artık saklanamam, artık kendimden kaçamam dediğin an, ayakların o eğime değer. Ne tam düşersin ne de kurtulursun; sadece ilan edersin. Kim olduğunu, neyi taşıdığını, neyi inkâr ettiğini… Ve ilginçtir: O yamaçlardan sağ çıkanlar hafifler. Çünkü yüklerinin adını koymuşlardır. Declaring Yamaçları öğretir insana: Hakikat, düz yollarda bulunmaz. O, insanın içinin eğimli yerlerinde bekler; düşme pahasına söylenmeyi.
BABA BENİ ÇOK SEV
Baba, beni çok sev. Yüreğimden sar beni. Öyle sev ki; Başkasının sevgisine muhtaç olmasın kalbim. Baba, beni çok sev. Yüreğimden sar beni. Öyle sev ki; Düştüğümde tek başıma kalkabilecek Bir gücüm olsun yüreğimde. Baba, beni çok sev.
Sayfa 42 - Ayyıldız Yayınevi·Kitabı okudu
Zaman Çarkı — İmgelerle Kurulan Bir İç Evren
9/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Remziye Gül Kurt’un Zaman Çarkı adlı şiir kitabı, zamanı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp imgeler aracılığıyla hissedilir bir varlığa dönüştürür. Kitabın temel metaforu olan “çark”, yalnızca zamanın döngüselliğini değil; insanın bellekte, duyguda ve varoluşta sürekli aynı noktalardan geçerek dönüşmesini simgeler. Bu çark, ilerleyen değil; hatırlayarak dönen bir zamandır. Şiirlerde zaman çoğu kez bir iz, bir yarık ya da sessiz bir ağırlık olarak belirir. Geçmiş, kronolojik olarak geride bırakılmış bir alan değil; imgeler yoluyla şimdiye sızan canlı bir katman gibidir. Kurt’un şiirlerinde bellek, somutlaşan bir mekâna dönüşür: kapılar, gölgeler, suskun odalar ve tekrar eden yollar, içsel yolculuğun metaforları olarak karşımıza çıkar. Bu imgeler, okuru yalnızca okumaya değil, şiirin içinde dolaşmaya davet eder. Metaforların en belirgin özelliği, gösterişten uzak ama yoğun oluşlarıdır. Şair, büyük imgeler yerine gündelik ama derin çağrışımlı nesneleri tercih eder. Bu tercih, şiirlerin duygusal etkisini artırırken anlamın okurda yavaş yavaş açılmasını sağlar. Zaman, burada bir saat ya da takvim değil; insanın içinden geçen bir sessizliktir. Tahlil düzeyinde bakıldığında, Zaman Çarkı’nda imgelerin ritmik tekrarlarla kurulduğu görülür. Bu tekrarlar, zamanın döngüsel doğasını biçimsel olarak da destekler. Yalnızlık, içsel dönüşüm ve varoluşsal sorgu; metaforlar aracılığıyla doğrudan söylenmez, sezdirilir. Şiir, açıklamaz; işaret eder. Bu yönüyle Zaman Çarkı, çağdaş Türk şiirinde imgeyi bir süs unsuru olarak değil, düşüncenin taşıyıcısı olarak kullanan bir poetik duruş sergiler. Kitap, imgelerle örülmüş sessiz ama derin bir evren sunarak, okuru kendi zaman çarkıyla yüzleşmeye çağırır. Kültür-sanat-edebiyat dergileri için eser, “şiirde metaforun düşünsel işlevi” ve “zamanın
1000Kitap
Zaman ÇarkıRemziye Gül Yurt · Ayyıldız Kitap · 20232 okunma