"Yaşama amacı, yani benim amacım, benim hedeflerim, hayatta beni yönlendiren ödüllerin hepsi artık çok saçma geliyor. Saçmalıkların peşinden gittiğimi, sahip olduğum tek hayatı harcadığımı düşündükçe korkunç bir çaresizliğe kapılıyorum."
"Yeryüzünde, serüven duygusu kadar bağlı olduğum başka bir şey yok belki. Ama bu duygu istediği zaman geliyor, sonra hemen kaçıp gidiyor. Gittiği zaman nasıl bomboş kalıyorum! Yoksa hayatımı yok yere harcadığımı anlatmak için mi bana bu kısa ve alaycı ziyaretlerde bulunuyor? "
Her saniyenin üzerine titrer, her birini emip bitirmek isterim; hiçbir şey gözümden kaçmaz, her şeyi unutulmaz bir biçimde yerleştiririm gönlüme. Ne o güzelim gözlerin kaçamak sevecenliğini, ne sokağın gürültüsünü ne de neredeyse ışıyacak günün aldatıcı aydınlığını gözden kaçırırım. Ama dakikalar yine de geçip gider, durduramam onları, geçip gitmelerinden hoşlanırım.
Sonra bir şey ansızın kırılıverir. Serüven bitmiştir artık. Zaman gündelik rutinine bürünür. Dönerim; o güzelim melodik şeklin ardımda, tamamen geçmişin içine batıp gittiğini görürüm. Gittikçe ufalır; azalarak dertop olur, başlangıcını sonundan ayıramam şimdi. Bu pırıltılı noktayı gözlerimle takip ederken, ölümle yüz yüze gelmek, para pul ya da bir dost kaybetmek uğruna da olsa hepsini, aynı durumlar içinde, baştan başa, yeniden yaşamak istemeyi kabul edeceğimi düşünürüm. Ama bir serüven ne yeniden başlar ne de uzar.
...
Şu adlandırılamayan düşünce hala orada. Sessiz sedasız bekliyor. Şimdi sanki şöyle diyor:
"Öyle mi? İstediğin bu muydu? Ama sen onu hiç elde etmedin (kendini sözcüklerle aldattığını, yolculuklarının hiçliğini, kızlarla oynaşmayı, heriflerle dalaşmayı, cıncık boncuğu serüven diye adlandırdığını hatırlasana) ve hiçbir zaman da elde edemeyeceksin -kimse de edemeyecek. "
Ama niçin? NİÇİN?