Evde oluşturulan kütüphaneler hakkında hiç olumlu düşünmüyorum. Son zamanlarda gerek gerçek hayatta gerekse de sosyal medyada gördüğüm ev kütüphaneleri beni aşırı rahatsız etmeye başladı. Ara ara "başvurulmayacak" kitapların, kitaplıkta durmasını artık tıpkı bir ceset gibi görmeye başladım. Okunmaya bırakılmış ya da yıllarca sonra ikinci defa okunacak bir kitap hücre hapsine alınmış bir kitap gibi gözümde. Okunacak o kadar çok kitap varken kaç tane kitaba iki defa dönülür ki!? Bundan dolayı kitaplıklar da bir mezarlığa dönüşür gözümde. Kitaplarımın tümünü kütüphaneye bağışladım, aldığım kitapları da okuduktan sonra mutlaka bağışlarım. Çünkü kütüphanelerde bir sirkülasyon var. O kitap başkalarının elinde böylece hayat buluyor. Bu kararı ilk aldığımda bazı arkadaşlarım benden kitaplarımı istedi. Çok azına, okuduktan sonra kütüphaneye bağışlamak şartıyla onlara verdim.
Okunmayacak kitaplara bakmak görsel olarak bir hava verebilir. Ki görenlerde de hayranlıkta uyandırabilir ve öyledir çoğu zaman. Gören vayy ne kadar da çok kitabın var. Yani ne kadar da bilgilisinin örtülü tarifi gibi. Ama bir ajandaya veya bir A4 kağıdını panoya ya da çalışma masasının bir köşesine okuduğun kitapaların ismini ve bitirme tarihini yazman kitaplık tablosundan çok daha verimli olduğunu görebilirsin. Çok basit bir şey aslında. Fakat egonun ve pintiliğin(bir de ek olarak ekonomik kriz var tabi) bu kadar revaçta olduğu bir dönemde bunu yapmak yürek ister. Bunu da ancak olgunlaşmış okurlar yapabilir. Ya da şöyle psikolojik bir zeminde ifade edecek olursam "entelektüel mastürbasyon*" hazzından kendini kurtarmış olgun insanlar bunu yapabilir. Umarım bu yazıyı okuyan herkes o olgunluğa erişir ve o kitap mezarlıklarına son vererek hem kendilerine hem de çevrelerine "daha" faydalı birer okur olurlar.