Sürekli sana kimden ne geleceğiyle , kimin ne dediğiyle , nasıl göründüğünle , hakkında ne düşünüldüğüyle, senden ne beklendiğiyle ilgilenmekten çok yoruldun sen . Kendini kendinden düşüre düşüre , eksilte eksilte , bazen abarta abarta , yargılaya hırpalaya olmadığın şey olmaya çalışmak çok yıprattı seni. Bir dön doğana bak. Bir dönüp doğaya bak. Kendi kurallarıyla doğuyor güneş . Kendi ışığından başka aydınlıklara ihtiyaç duymuyor ay. Kar eriyor diye yargılamıyor kendini. Yağmurlar kendilerini beklentilere göre yağdırmıyorlar. Milyonlar bir araya gelse cemreyi kışın ortasında düşüremiyorlar mesela. Gökkuşağı biz çok istedik diye görünmüyor . Atlar sahipleri istiyor diye yarışıyor , gönülleri yok. Kuşlar insanlar istedi diye kafesleniyor, kimseye bağımlılıkları yok . “Allah kahretsin kırmızıyım” diyen çiçek yok . Arkasından konuşulanlar yüzünden uykuları kaçan kedi yok . “Beni ayıplamasınlar” diye kendini sürekli izleyen köpek de yok.
Kendilik ve kabul var doğada.
“Sen de artık var olanınla kabul et kendini”
Sertçe göğsüme oturan bu ağrıya dokunabilirsem geçecek.
Kaçmadan , acısını yok saymadan, kendime kızıp canımı daha çok yakmadan , yargılayıp daha derine bastırmasam geçecek.
Geleni bir kabul edip, onunla canım yanarken konuşursam geçecek .
Her sözünü yol göstersin diye aklıma bırakırsam, kalan izini iyileşsin diye zamana bırakırsam geçecek.
Hemen geçsin diye kovmadan, tekrar gelir diye korkmadan, hep üst üste gelir diye kapanmadan, hep benim başıma gelir diye kaçmadan yüzleşirsem geçecek.
Dokuna dokuna, konuşa konuşa , evet ağlaya ağlaya geçecek.
İyileşmeden iyi olmuşum gibi yapmadan daha önce kendimi nasıl ayağa kaldırdığımı unutmadan, kabul edip sindirince geçecek.
Yaşayınca geçecek.
Ama illa ki geçecek …