insan bu dünyada kimi zaman sevinçle, kimi zaman hüzünle imtihan edilir. Bazen gönlü ferah olur, bazen de daralır. Fakat mümin şunu bilir ki; dünya hayatında yaşanan hiçbir hâl kalıcı değildir. Ne dert sonsuza kadar sürer ne de nimet daim olur. İşte bu hikmetli söz bize bunu hatırlatır: “Her hâl geçer." Kul, sıkıntıya düştüğünde ümitsizliğe kapılmamalıdır. Çünkü Rabbimiz her zorluğun ardından bir kolaylık yaratandır. Bugün gözyaşı olan şey, yarın hayra dönüşebilir. İnsan bazen anlayamadığı imtihanların içinde kalır ama Allah'ın takdirinde mutlaka bir hikmet vardır. Bu yüzden mümine düşen şey sabretmek, dua etmek ve Rabbine güvenmektir. Huzurlu güzel sabahlar
Din İslam
"bu dünyada çekilen bütün çileler, yaşanan bütün felaketler sabrettiği takdirde mümîn için mutlak anlamda bir hayırdır; ama dünyada ama ahirette..."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Geçen Cuma
Geçtiğimiz Cuma günü Cuma Namazı'nı kılıp çıkmıştım. Hocaefendi, Cuma Namazı sonrası 2 dk bir sohbet yaptı -ben o arada camiiden çıkmıştım ama avludaydım- yürüyüp giderken kulağım sohbette olmamasına rağmen Hoca'nın bir sözüne takılıp kaldım. "Mümin'de iki şey vardır ki asla yaşlanmaz." Böyle demişti, müminde yaşlanmayan şeyi merak etmiştim, sözlerine devam etti: "Evet Sevgili Cemaat, Peygamber Efendimiz buyuruyor ki (Aleyhisselam) ; Müminde iki şey vardır ki bunlar yaşlanmaz. Birincisi mal edinme hırsı, ikincisi ise yaşamak arzusu..."
Ne mümin ne zındık
Rengarenk dünyada bir insan gezer. Ne zengin ne fakir ne mümin ne zındık.
Duygu ve Düşünce
Mümin için şerde de hayır vardır. Mümin için hiçbir şey mutlak şer değildir. Ümitsiz ifadeler kullanıp kendimizi bir karanlığın içerisine sokmanın anlamı yok. Biz yol yürümeye geldik. Yolda kalmaya değil. Bize adım lazım, Durmak değil . Yaşar Nuri Öztürk
Hz. İbni Ömer’den (ra): Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: “Kıyamet günü mü’min, Rabbinin lütuf ve inayetine öyle yaklaşır ki, Allah ona, insanlardan gizli olarak işlediği bütün günahlarını teker teker saydırır. 'Filan günahını biliyor musun, falan günahını biliyor musun?'” diye sorar. Mü’min de: “Yâ Rab, biliyorum.” diye itiraf eder. Cenâb-ı Hak, sonunda ona: “Ben, senin bu günahlarını dünyada iken gizlemiş, kimseyi haberdar etmemiştim. Bugün de yine kimseye bildirmeden bağışlayıp, mağfiret ediyorum.” buyurur. (Tirmizi, Daavat, 98)