İhvân'ın en dikkat çekici özelliği, savaş zamanındaki bütün ustalık ve gözü pekliğe rağmen, barış döneminde ortaya koyacak bir şeyinin olmamasıydı. İnandığı ideolojiyi savunma ve saldırıdan koruma adına sonuna kadar gidebilen İhvân kadroları, barış dönemlerini de savaş mantığıyla yaşıyorlardı. Zihin ve düşünce dünyası "militarize" olmuş, "çatışmasız hayat" lügatlerinden silinmişti. Önleri açıldığında ilerledikleri mesafeyi sınırsız zannetmeleri, nihayet bizzat kendilerini büyüten siyasi idare tarafından ortadan kaldırılmalarıyla sonuçlanmıştı.
..Kur'an ve Sünnet'teki cihad ve savaş ahkamından hareket ettikleri için İslâm dünyasında oldukça rahat ve kolay taraftar toplayan "Selefi-cihâdî" hareketlerin en büyük zaafı, tıpkı Suudi Arabistan tarihindeki İhvân tecrübesinde olduğu gibi, iyi savaşmaları ama barış zamanları için uygulanabilir ve sürdürülebilir sosyal, ekonomik ve siyasal projelerinin bulunmamasıydı. Sovyetler Birliği'nin 1989'da Afganistan'dan çekilmesinden hemen sonra "mücahitler"in kendi aralarında çatışmaya ve savaşa tutuşması, işte bu "savaş sonrası toplumsal ve siyasal düzen" fikrinin yokluğundan ileri geliyordu. Düşman varken ölümüne savaşanlar, düşman gittikten sonra ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Zihinler çatışmaya odaklanmış, hayatın ana cevheri savaş olarak kodlanmıştı. Hal böyle olunca, barış için çalışmanın "fuzuli bir çaba" olarak değerlendirilmesi gayet normaldi.
"Selefi - cihâdi" hareketlerin ikinci zaafı, "halka rağmen, halk için savaşmak” handikapına savrulmalarıdır...
İhvân'ın en dikkat çekici özelliği, savaş zamanındaki bütün ustalık ve gözü pekliğe rağmen, barış döneminde ortaya koyacak bir şeyinin olmamasıydı. İnandığı ideolojiyi savunma ve saldırıdan koruma adına sonuna kadar gidebilen İhvân kadroları, barış dönemlerini de savaş mantığıyla yaşıyorlardı. Zihin ve düşünce dünyası "militarize" olmuş, "çatışmasız hayat" lügatlerinden silinmişti. Önleri açıldığında ilerledikleri mesafeyi sınırsız zannetmeleri, nihayet bizzat kendilerini büyüten siyasi idare tarafından ortadan kaldırılmalarıyla sonuçlanmıştı.
..Kur'an ve Sünnet'teki cihad ve savaş ahkamından hareket ettikleri için İslâm dünyasında oldukça rahat ve kolay taraftar toplayan "Selefi-cihâdî" hareketlerin en büyük zaafı, tıpkı Suudi Arabistan tarihindeki İhvân tecrübesinde olduğu gibi, iyi savaşmaları ama barış zamanları için uygulanabilir ve sürdürülebilir sosyal, ekonomik ve siyasal projelerinin bulunmamasıydı. Sovyetler Birliği'nin 1989'da Afganistan'dan çekilmesinden hemen sonra "mücahitler"in kendi aralarında çatışmaya ve savaşa tutuşması, işte bu "savaş sonrası toplumsal ve siyasal düzen" fikrinin yokluğundan ileri geliyordu. Düşman varken ölümüne savaşanlar, düşman gittikten sonra ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Zihinler çatışmaya odaklanmış, hayatın ana cevheri savaş olarak kodlanmıştı. Hal böyle olunca, barış için çalışmanın "fuzuli bir çaba" olarak değerlendirilmesi gayet normaldi.
"Selefi - cihâdi" hareketlerin ikinci zaafı, "halka rağmen, halk için savaşmak” handikapına savrulmalarıdır...