Liliyar, Anarşist Banker - Şeytanın Saati'yi inceledi.
 21 May 01:58 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

"... olanaksızdan da öte bir mesafede, saçılmış yıldızlar gibi.."

İki farklı kısımdan oluşan bu eser, iki kapak arası çok fazla sayfa sayısı içermemesine rağmen ağzına kadar dolu. Özellikle Şeytanın Saati isimli kısım bir solukta okunacak mahiyette.

Pessoa okurken baştan güçlü bir sarsıntıyı göze alarak okumak lazım. Gerçek ve gerçek dışı başta olmak üzere her şeyi zıttıyla bütünleştiren, kendi kendine günlerce, aylarca konuşup, yine kendi kendini her konuda ikna edebilecek mükemmel bir düşünce dinamiğine sahip.

Her şeyi sorgulama ve geçersiz kılma boyutunda müthiş bir münazara yeteneği var.

Deli bir rüzgar gibi insan zihnini savurup duruyor, bir bakıyorsun ki nereden nerelere gelmişsin..

Bir şeyin kendisinin değil bize hissettirdiklerinin üzerinde yoğunlaşması en sevdiğim özelliği.

İnandırmak istediği şeye inandırmak, varmak istediği noktaya varmak için hiçbir kural tanımıyor.

Önsözünde bahsedildiği gibi, bu eser tam bir ateş gemisi..

Konu dışı ama sormak istiyorum

İftarda
Ezan okunur okunmaz oruca başlamak Münasip mi?
Biraz beklemeli mi?
Yada ezanın bitmesini mi beklemeli?

Sahurda
Ezan okunmaya başladıktan sonra
Birşey yenir mi?
Ve Ezan bitene kadar yenir mi?

Son zamanlarda her kafadan bir ses çıkıyor. Bu konuya siz bilgili kardeşlerimle münazara ederek açıklığa kavuşturmak istedim.
Şimdi bildiklerinizin zekatını verme zamanıdır.

Buyrun.

Mert Kurtaran, bir alıntı ekledi.
18 May 04:14 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

... 4 Nisan 1959'da ise "İnsan meramını en iyi nesirle mi anlatır, şiirle mi" başlıklı bir münazara yapmak isteyen CHP Eminönü teşkilatından gençlere, "Tartışmak yasak ama sohbet edebilirsiniz" diyen polis engel olur. Bunun üzerine gençler polise "Böyle bir münazaraya müdahaleye lüzum var mı, yok mu?" konusunda sohbet edeceklerini söyler. Polis bunun da bir tartışma sayılacağı gerekçesiyle gençleri parti binasından çıkarır.

#Tarih Dergi 18. Sayı, Kolektif (Sayfa 111)#Tarih Dergi 18. Sayı, Kolektif (Sayfa 111)
Güler K., bir alıntı ekledi.
12 May 23:59 · Kitabı okudu · 8/10 puan

'Entellektüel bir tartışmaya girmek aşık olmak gibidir. Öyle ki bittiğinde değişirsiniz, başka bir insan olursunuz. Karşınızdaki kişide değişir tabii. Eğer fikrinizi gözden geçirmeye hazır değilseniz, kimseyle hiçbir konuda tartışmaya girmeyin. Sadece değişime açık insanlar gerçek anlamda münazara edebilir. Yoksa egolarımız zihnimizi kapatır. İllaki haklı olma arzusuyla konuşanlar asla diyalog kuramazlar.

Havva'nın Üç Kızı, Elif Şafak (Sayfa 211)Havva'nın Üç Kızı, Elif Şafak (Sayfa 211)

Leylâ ve Mecnûn 1201-1300 :
İzhâr kılup nişâne-i gam
Kim kıldı seni esîr-i mâtem

Ger âşık isen sen ey cihân-gerd
Kaçma ki menem senünle hem-derd

Bir lahza menümle hem-nişîn ol
Gencîne-i râzuma emîn ol

Başum tüğin âşiyâne kılgıl
Göz yaşumı âb ü dâne kılgıl

Sen kâsıd imişsen ey hamâme
Menden hem ilet nigâra nâme

Gör hecr-i ruhında ıztırâbum
Peygâmum ilet getür cevâbum

Bi’llâh ser-i kûyına gedende
Her çizginüben tavâf edende

Yâd eyle meni sevâbuma gir
Bir tavf sevâbını mana ver

Kon hâk-i derine iste dâne
Kıl özüne dâneni behâne

Oldukça mecâlün etme nâmûs
Menden yetür ol yere zemîn-bûs

Anca dedi ana hem gam-ı dil
Kim kıldı anı hem ünse mâil

Başında olup şeb âşiyânı
Gündüz ol olurdı pâsbânı

Zâtında görüp nişâne-i hayr
Hem vahş mutîi oldı hem tayr

Râm oldı behâyim ol figâra
Bir fevc yığıldı vara vara

Ol zâr idi mülk-i derd şâhı
Hayl-i ded ü dâm anun sipâhı

Olmışdı beşerden eyle bîzâr
Kim öz aksin sanurdı ağyâr

Dartup göğe dûd-ı şu‘le-i âh
Öz sâyesin istemezdi hem-râh

Bu Leylî ahvâlinden bir haberdür ve Ma‘şûk-ı âşık-pîşe etvârından bir eserdür

Sâkî müteellim-i humârem
Müştâk-ı şarâb-ı hoş-güvârem

Üftâdeliğüm gör etme ihmâl
Rahm et bir ayağ ile elüm al

İzhâr kılup safâ-yı meşreb
Bu bezmi çün eyledün müretteb

Bezm ehline nevbet ile ver câm
Hem hâs riâyet eyle hem âm

Mecnûna hemîn şarâb dutma
Leylîni ki asldur unutma

Dihkân-ı fasîh-i Fârisî-zâd
Bu gülşene beyle tikdi şimşâd

Kim ol çemen-i vefâ bahârı
Dâğ-ı gam-ı aşk lâle-zârı

Ya‘nî reviş-i vefâda muhkem
Leylî sadef-i cevâhir-i gam

Girmişdi hisâra genc mânend
Urmışdı ayağa pendden bend

Ne bir ferahı ne bir neşâtı
Ne kimse ile bir ihtilâtı

Bîzâr atadan ü anadan
Bîgâne cemî‘-i âşinâdan

Yanına olurdı hûblar cem‘
Pervâne-sıfat havâlî-i şem‘

Şâd olmağa hâtır-ı hazîni
Eğlenmeğe tab‘-ı nâzenîni

Min turrfece turfece fesâne
Şîrîn söz ile çeküp beyâna

Eylerler idi zaman zaman yâd
Takrîb ile lahza lahza bünyâd

Ol terk kılup neşât ü râhat
Bir uzvını eyleyüp cerâhat

Eylerdi behâne ile nâle
Düşmezdi olar düşen hayâle

Kızlar kaşa verse vesmeden reng
Cân gözgüsine salurdı ol jeng

Kızlar yüze koysa nîlden hâl
Ol nîle çekerdi raht fi’l-hâl

Kızlarda hayâl-i nakş-ı dîbâ
Ol nakş-ı hayâl ile şikîbâ

Kızlarun eli hınâda gül-gûn
Anun eli eşki ile pür-hûn

Ne iğnede ne ipekde meyli
Müjgâna tökerdi eşk seyli

Kızlar kılup ârzû-yı zîver
Ger rişteye çekselerdi gevher

Ol dahi çekerdi eyleyüp reşk
Târ-ı bedenine gevher-i eşk

Mecnûndan idi cünûnı efzûn
Leylî deyene der idi Mecnûn

Dünler ki gedüp yanından ol cem‘
Bir gûşede ol kalurdı vü şem‘

Şem‘e gam-ı dil beyân ederdi
Sûz-ı ciğerin ıyân ederdi

Bu Leylînün çerâğ ile macerâsıdur ve Andan câre-sâzî-i dil temannâsıdur

K’ey didesi nemlü bağrı dağlu
Başı karalu ayağı bağlu

Gel olalım hem-nefes men ü sen
Râz-ı dil-i zârun eyle rûşen

Ne derd seni nizâr edüpdür
Âlüfte vü zerd ü zâr edüpdür

Başdan ayağa nedür bu yanmak
Dûd-ı dile dem-be-dem boyanmak

Ne cinsdür aslun ey belâ-keş
Kim âb-ı hayâtun oldı âteş

Şerh-i dil-i germ ü çeşm-i ter ver
Ser-rişte-i râzdan haber var

Her lahza düşersen ıztırâba
Hem âteşe garkasen hem âba

Ne sihr kılursen ey seher-hîz
Kim âteşün âbdan olur tîz

Men sûhteden hem olma gâfil
Mende dahi var bir gam-ı dil

Men hem sana benzerem vefâda
Belkim niçe mertebe ziyâde

Sen gece hemîn yanarsen ey zâr
Men gece vü gündüzem giriftâr

Sende eser-i hevâ ziyândur
Nisbet mana râhat-ı revândur

Hûdur sana sırrunı töküp yaş
Meclisler içinde eylemek fâş

Gönlün çü değül vefâda kâim
Gönlündekidür dilünde dâim

Men sâbit-i arsa-i belâyem
Ney kimi hizâne-i hevâyem

Olman olur olmaz ile dem-sâz
Başum kesilürse söylemen râz

Derdüm sana söyleyem gam-ı dil
Sende dahi tâb yoh ne hâsıl

Döymez ciğerün bu şerh-i râza
Âhum getürür seni güdâza

Bir yâra bu derdi eyledüm fâş
Olmadı mana bu yolda yoldaş

Sabr eylemedi bu derd ü dâğa
Katlanmadı düşdi daşa dağa

Yanunda senün hem urmayam dem
Tâ kaçmayasen ırağa sen hem

Şem‘ün çü görürdi yoh zebânı
Dem urmağa yoh yanında cânı

Bu Leylînün pervâneye keşf-i râzıdur ve Anunla fi’l-cümle izhâr-ı niyâzıdur

Pervâneye şerh ederdi râzın
Arz eyler idi olan niyâzın

K’ey tâir-i âşiyâne-i aşk
Ser-geşte-i âb ü dâne-i aşk

Sensen reh-i aşk içinde sâdık
Âşık ammâ tamâm âşık

Bir görmeğe yârı cân verürsen
Bir zevkle iki cihân verürsen

Hem-râzdur taleb-i fenâda hâlün
Gûyâ ki fenâdürür visâlün

Her çend ki şöhre-i cihânsen
Aşk içre ser-âmed-i zamansen

Müşkil ki menüm kimi olup zâr
Mence ola sende şevk–i dîdâr

Sen seyrdesen hemîşe ser-mest
Men dâm-ı belâ vü derde pâ-best

Dünler sana dûst-ı hem-nişîndür
Hicrân mana muttasıl karîndür

Bir şu‘leye sen nisâr edüp cân
Düşvâr gamun kılursen âsân

Men cân ile isterem çekem gam
Min cân dilerem gamında her dem

Mence sana yoh gam-ı nihânî
Ger var desen hanı nişânı

Hanı nem-i çeşm-i eşk-rîzün
Hanı dem-i serd-i germ-hîzün

Hanı sitem-i belâya dözmek
Aşka düşüben cefâya dözmek

Pervânede hem görürdi noksân
Bulmazdı anunla derde dermân

Nâ-çâr kılup tahammül ü sabr
Ol kesre dilerdi gaybden cebr

Yarum geceler ki çeşme-i hâb
Gözler çemenin kılurdı sîr-âb

Zulmâta düşerdi nûr-ı bîniş
Ârâm bulurdı âferîniş

Uyhuya gederdi yâr u ağyâr
Derd ehli hemîn kalurdı bîdâr

Sahrâya çıhardı evden ol mâh
Kâmınca kılurdı nâle vü âh

Feryâdın edüp bülend-pâye
Râz-ı dilini açardı aya

Bu Leylî’nün mâh ile münâzara kılduğıdur ve Hurşîd kimi şevk odına yakılduğıdur

K’ey gâh kadüm kimi hamîde
Gâhî pür olan misâl-i dîde

Geh zâhir olan mana gamum tek
Geh gâib enîs ü hem-demüm tek

Şâhiddür ana bu inkilâbun
Kim âşıkısen bir âftâbun

Hicrânı ilen nizâr olupsen
Ser-geşte-i rûzgâr olupsen

Ey mihnet-i aşkdan haberdâr
Gör Tanrı içün ne mihnetüm var

Kıl şu‘le-i âhuma nezâre
Ger var ise rahmun eyle çâre

Seyr eyle fezâ-yı her diyârı
Gez cümle-i deşt ü kûhsârı

Gör handadur ol menüm penâhum
Şâhum mâhum ümîd-gâhum

Hâl-i dilüm ana arza eyle
Bi’llâh nişe gördün ise söyle

Tâ vakt-i seher bu idi hâli
Teşvîşden olmaz idi hâlî

Mürg-i seherî çekende âvâz
Eylerdi bir özge nevha âğâz

K’ey vây tükendi mâye-i ömr
Hurşîde erişdi sâye-i ömr

Demdür der-i fursat ola mesdûd
Müşkil görine beyân-ı maksûd

Leyla ve Mecnun, FuzuliLeyla ve Mecnun, Fuzuli

Kitabullahi Dusturi
https://youtu.be/4K9JPKsRbUM

"Allah’ın Kitabı Anayasamdır.
Ve yaratılmışların en hayırlısı, en üstün örneğimizdir.
Ve O’nun (s.a.v) sünneti ile aydınlanırım, ve bize Hak yolunda rehberlik eder.

Kur’an derslerine katıldım, Ve Allah’ı zikretmek bizi ferahlatır.
İman kardeşliğini biliriz, Ve salih kişilerle sohbet ederiz.
Bütün sanatlarımız benzersizdir, Ve birbirimize olan sevgimizle toplanırız.
Ve doğru söz söylemeyi biliriz. Ve yaratılmışların en hayırlısı, bizi bilir.
Cahilleri kendimizden uzaklaştırırız. Bize haksızlık edenleri bağışlarız.
Kur’an ayetlerini ezberlemekte yarışırız. Ve işte bu bizi başkalarından ayırandır.

Bizim çeşitli programlarımız vardır. Eğitimimiz, öğretimimiz.
Önce münazara, sonra fikirler. Kuvvetimiz, birliğimizdedir.

Ziyaretimize gelin, ve bize katılın.
Ve iyi işlerde bizimle yarışın.

Derslerde İbn-i Teymiyye (kitapları) ile buluşuruz.
Ve yaratılmışların en hayırlısı bize örnek oluyor"

Tabiiyyeci (Reenkarnasyon) ve Seyyid Abdülhakim Arvasi Hz. :
Van valisi Tâhir Paşa zamanında Van’a tabiiyyecilerden rûh nakline (reenkarnasyon) inanan bir adam gelir. Vali konağına müsâfîr edilir. Geliş sebebini Tâhir Paşa’ya anlatır. Tahir Paşa ile bir müddet münâkaşadan sonra Tâhir Paşa, Seyyid Muhammed Sıddîk hazretlerini çağırır. Konağı teşrif eder. Tâhir Paşa:
“Buraya enteresan bir adam geldi. Bozuk fikrini yayarsa, zararlı olur. Ne dersin, ne edelim?” Der.
Cevâbında: “Onu bir ânda ilzam edemem, konuşma çok uzar. Onu birkaç kelime ile ancak Efendi hazretleri mağlûb eder” der.
Başkale’ye telgraf çekilir. “Muhammed Sıddîk ağır hastadır, hemen teşrifinizi dilemektedir” denir. Efendi hazretleri telgrafı alır almaz, atına atlayıp Van’a gelir. Muhammed Sıddîk Efendi’yi bulur. Hastayım, hastalığım şudur, deyip tabiiyyeciden ve maksadından bahseder. Efendi hazretleri:
“Altı yaşında bir eşeği bahçeye bağlatın ve aç ve susuz bırakın. O kimse ile bahçede görüşüceğiz. Yer hazırlatın” buyurur. Bahçeye gelirler. Konuya geçmeden Efendi hazretleri tabiiyyeciye: Hoş geldiniz, nerelisiniz, evli misiniz, babanız öleli kaç sene oldu? Diye sorar ve sormağa devam eder. Tabiiyyeci: “Siz Kürd hocalar birisi ile karşılaşınca böyle fuzûli sorular sorarsanız. Sizin buraya getirilmeniz ne için ise, onun hakkında konuşalım” der. Efendi Hazretleri:
“İddianızı duymuşum. Yalnız, siz çok insafsız bir kimsesiniz. İnsafsızlarla ilmî münazara yapmamağı tercih ederim” buyurur. Neden insafsız imişim, der. İfâdenize göre babanız altı yıl önce ölmüş ve aynı zamanda, şuracıkta deminden beri anırıp duran şu eşek dünyaya gelmiş ve babanızın ruhu ona geçmiş. Ben böyle iddia ediyorum. Aksini isbât edebilir misin? Buyurur. Tabiiyyeci cevâb veremez, mağlûb olur ve Efendi hazretlerinin büyüklüğünü kabul eder. Efendi hazretleri de ona ilmî olarak gayet genişçe, rûh naklinin imkânsızlığını anlatır. İtikadını düzelttikten sonra Tahir Paşa’ya götürür ve: “İşte bir iddia ile buraya kadar gelmiş bir adamı, bir eşekten misâl vererek Müslüman ettim” buyurur. Sonra ifsâd ettiği kimseleri düzeltmede Tâhir Paşa’dan yardım ister.

(Süleyman Kuku-Son Halkalar ve Seyyid Abdülhakîm Arvâsî’nin Külliyatı-1.Cilt- S.274)

EN BÜYÜK AFET VE TEHLİKELER
En büyük afet ve tehlikeler; ötekileştirmek, yalnız bırakmak, iletişimsizlik, kimsenin kimse ile derin duygu ve düşünce iletişimi yapamaması, toplumdaki bireylerin birbirlerine güvenmemeleri, aile bağlarının yok olması, herkesin diğerine bir şey söylemeden evvel "acaba beni yanlış anlar mı, bana kızar-kınar mı? vs. vs. , herkesin birbirini yüzeysel tanıması, kulaktan duyma bilgilere itibar edilmesi, ÖN YARGILAR, BEN BİLİRİMLER, videolardaki bilgilerle biliyorum zannetmeler, kesin bilgiye ulaşmadan diğer bilgiyi reddetmek, bencillik, materyalist duygu ve düşünceli insanlar, sadece diploma peşinde koşan ama duygu - şuur - ahlaktan yoksun nesiller, zıd-muhalif fikirlere tahammül edemeyenler, dinlemeye dahi tahammül edemeyenler, fikirle değil zulm ile müdahaleyi seçenler, Batı'nın BÂTIL yönünü kopyalayanlar, yönetimde ehil olmayanların yer alması, kendi kültür tarih birikimine hem yabancı olmak hem de nefret etmek, merak dahi etmemek, nasıl eleştiri-münazara-mülahaza yapılacağını bilmemek, genel itibariyle pek çok alanda şuursuzluk, kör taklidçilik,
(Daha analiz ve tesbitler devam edecek . Siz de yorumlara ekleyiniz.)

Cahit Zarifoğlu'nu zarif yapan, günümüzde oradan buradan sunulan ve çoğu ona ait olmayan aşk minvalinde şiirler değildir. Her insanın bir âlemi, yani bir derûnî dünyası vardır. Huyları, hâlleri... İşte en mahreminden iki avcumuz arasına süzülmüş o satırlarda gördüğümüz zariflik, onun şâirliğine değil, kendi derûnî âlemine aittir. Bir bakın Cahit Zarifoğlu, Bir Değirmendir Bu Dünya’da ne diyor:
1. Namazlarınızı tadil-i erkân üzere kılın.
2. İlmihâl okuyun.
3. Evimize yasaklı şeyler sokmayın. (Yazık ki televizyon ile bunları koyarız, diyor.)
4. Mobilyaya, eşyâya mahkûm olmayın.
5. İsraf etmeyin.
6. Kur'an okuyun, siyer okuyun.
7. Suriye'yi, Filistin'i, Afganistan'ı unutmayın.
8. Eşlerinize, çocuklarınıza iyi davranın.
9. Babalar, erkenden eve gidin.
10. Gıybet, dedikodu etmeyin.
11. Faiz yemeyin.
12. Güzelliği yayın.
13. Boş, malayani şeyleri terk edin.
14. İslâm’ı, münazara konusu etmeyin.
15. Particilik yapmayın.
16. Namazlarınızı camide kılın.

* ‘’Babalar, erkenden eve gidin.’’ *
Peki, n’için, babalar eve erken gidin, diyor Zarifoğlu?

Aynı misâllere Teoman Duralı hoca da değiniyor, ‘’Ev…’’ diyor, ‘’Erkeğin derin bir nefes aldığı yerdir.’’ Evlerimiz bizim küçük devletlerimiz. Bu hânelerin her biri kendi başına bir devlet değil de nedir? Devlet'i başsız bırakmayın.