• İnsaf sahibi olandan başkasıyla münazara etme, öğrenme isteğine sahip olmayanların sorularına cevap verme ve sırrını ancak koruyacak olana emanet et.

    Batlamyus
  • Soru muhatap gerektirir. Muhatabı olmayan soru askıda kalır denir. Yanlıştır. Kişi kendiyle de soru sorarak iletişimde kalır ve cevabı münazara eder. Üretir. Soru cevabına er ya da geç ulaşır doğrudan veya dolambaçlı.
  • 320 syf.
    ·5/10
    Bu kitap için söyleyebileceğim tek bir şey var: silik.

    Sırf bundan dolayı tüm her şey çöpe gitmiş, batmış. Kitabın arkasında bu kitapta John Green karakteriyle kapışabilecek gençler var diyor burada ama, kapışmaya kalkarlarsa muhtemelen nakavt falan olurlar. Tüm karakterleri toplayın, Albay onları teke tek dövüşte alır, öyle söyleyeyim.

    John Green asla bu kadar silik karakterler yapmaz. Onun karakterleri çok güçlü karakterlerdir, o ki gerçek hayatta varlarmış gibi hissedersiniz ama bu kitapta o yoktu. Yani olabilirdi ama olamamış. Bu kitabı John Green yazsaydı daha iyi bir iş çıkarırdı.

    Yani olaya Cassidy’den zaten hiç başlamayacağım çünkü tüm kitap boyunca sinirlerimi bozdu. Yani okula yeni geldi, diğerleri gibi değil, çok zeki, ilgi çekici, daha farklı, bilmem ne bilmem ne. Geç bunları. Gerçekten geçin bunları Cassidy zeki falan değildi, yani belki olabilir ama zekiden daha çok ‘çok bilmiş’ gibi davranıyordu. Ki bu da yazarın suçu.

    Normalde başka dillerde farklı kelimeleri yazarlar kullanıldığında, o karakter ve olayla ilgili bir kelime olur. Tek bir kelime. (Örneğin, Saudade. Bunu herkes bildiği için yazdım.) Ama bu kitapta Cassidy hiçbir olay yaşanmamış, “Yok Almanca da şöyle bir kelime var, yok Fransızca da şöyle bir kelime var…” Ben bu tür kelimeleri öğrenmeyi seviyorum normalde ama bu kitapta o kadar sinirlerimi bozdu ki. Eee, napalım yani? Dedim.

    Kısacası Cassidy çok bilmiş, sinir bozucu bir kızdı. Zaten son da yaptığı o şeyden sonra iyice bir soğudum ondan. Kusura bakmayın ama benim iyiliğim için biri bana böyle aptalca davransa o kişinin yüzüne bakmam. Gerçeği söyle işte. İki türlü de kötü olacak zaten, değil mi? Gizemli falan değildi yani, olmamış.

    Ezra iyi çocuktu. Arkadaş gruplarıyla ilgili düşündüğü şeylerde onu kendimle benzettiğim kısımlarda oldu hatta ama dediğim gibi, silikti. Kitapta onun düşüncelerini ve hislerini o kadar az okudum ki… yoktu yani. Bir de anlatıcı olunca, iyice sinir bozucu oldu olay. Resmen gördüğü şeyleri anlatmış gibiydi. Eğer yazar Ezra’nın duygularını daha çok yazsaydı ve bize acılarını hissettirseydi, o zaman John Green karakterleriyle kapışabilirdi belki. Ama bu haliyle… dediğim gibi nakavt olur.

    Yan karakterlerden bahsetmiyorum zaten. Hiçbirini sevmedim. Austin ve Phoebe dışında ki onların da çok bir numarası yoktu. Arada diyaloglara karışıyorlardı o kadar.

    Yorumlar hep kötü olmasına rağmen ben severim diye düşünüyordum ama duygunun bu kadar az olması, bana göre değil. Ben karakterlerin acılarını anlatışlarını seviyorum, onları anlamak ve acılarına ortak olmak istiyorum.

    Kitapta anlatılan olaylar ise güzeldi. Yani münazara grubunun düzenlediği etkinlikler falan. Hepsi de tam gençlerin yapacağı, eğlenceli aktivitelerdi ama ben karakterlerden hoşlanmadığım için bu olaylardan da yeteri kadar tat alamadım. Eğlenemedim.

    Çok merak ediyorsanız okuyun tabii ama bence kötü bir
    kitaptı.

    Dipnot: COOPER BUNU HAK ETMEMİŞTİ!
  • "Kalbin gördüğü gözün gördüğünden daha değerlidir, Aklın mânalardan anladığı güzellik, gözün gördüğü suretlerden anladığı güzellikten daha büyüktür. Akıl, bir şeyi bilmekten zevk duyar, lezzet alır. Bildiği şeyin derecesi ve şerefi ne kadar yüksek ise lezzet de o derece yüksektir. Kalp, duyularla bilinemeyen ve hayal edilemeyen bazı manaları anlamak bakımından insan bedenindeki diğer organlardan ayrılır. Alemin mahluk olduğunu ve bir yaratıcının varlığını anlaması gibi. Bu, münazara ve münakaşa yollarını bilen zeyrek akıldan daha üstün bir akıl demektir. Bu akıl, insanı hayvanlardan ayırır. Gerçi sıradan akıldan hayvanlarda da bir miktar vardır, lâkin ardına düşülecek akıl bizlere Allah'ı ve eşyanın hakikatini bulduran akıldır. Gönül ise her şeyi hakikatiyle bilmekten yüksek bir zevk duyar. Sonuçta satranç bilgisi de ziraat bilgisi de astronomi bilgisi de aklın zevk duymasına yol açar. Bilinenin başkasına öğretilme merakı veya çabası aklın bu lezzeti tatma biçimidir. Her ilmin lezzeti o ilmin şerefi kadar, şerefin kıymeti de bilginin çokluğu derecesindedir. Söz gelimi sıradan bir çiftçi yahut dokumacının o sanata dair sırlarını bilmeye veya anlatmaya nispetle bir şehrin yöneticisinin sırlarını bilmek veya anlatmak daha caziptir. Bu da bir çiftçi veya dokumacıya göre şehrin yöneticisini daha itibarlı kılar. Buna kıyasla bir vezirin veya sultanın Yapacakları işlerden haber verip sırlarını açıklaması veya kişinin bunu öğrenmesi daha da heyecan verici ve zevklidir. O halde siz varın, Allah'ın sıfatına, meleklerine, göklerine ve sırlarına sahip olan birinin bilme zevkini düşünün. İşte gerçek ilmin lezzeti burada kemale erer; akıl, Allah'ın ilmine vakıf olduğu derecede lezzet devşirir. Kişinin bildikleri ne derece şerefli ve yüce ise aklı da o derece yüce ve şerefli bir meşgale edinmiş olacaktır. Eğer kişinin kalbinde Allah'ın ilmine dair şerefli ve yüce marifetler var ise o zaman kalp Allah'ı bulmuş olur ki gerçek bilmenin gayesi de budur. İmdi sormak lazımdır; acaba mevcudatı yoktan var eden, süsleyen, tedbir eden, tertip eden Allah'ı bilmekten daha şerefli, daha yüce bir ilim olabilir mi? Bu ilim kalbin tecellisi olan bir aklın eseridir ve Allah akıl olmadan bilinemez.’
  • Ebû Hâmid, Nişâbûr'da bulunduğu yıllarda bu Kurretu'l-Ayn el-İslâm'dan ilim öğrendi. Sadece fıkıh ve hilaf/ihtilaf derslerinden yararlanmıyordu, münâzara meclislerinden, kelâm ve akaid derslerinden de dikkat ve itina ile istifâde etmeye çalışıyordu.
  • 183 syf.
    ·1 günde
    Bir münazara üslubu.
    Hakikat minvalinden tezahür eden ve dahi önce akılla yola çıkılan, sonra akıldan çıkılan bir sürecin seyri.

    Boşa üstad denmedi Necip Fazıl'a. Sivri zeka, ince kavrayış ve zahirin derininde pusmuş bin bir hakikatin kilidini keşfetmiş kurt cesareti dahi azmi. Bu Kilidin miftahını kelimelerde bulmuş dava yürekli adam.

    Akılcılığı akılla çürüten akıllardan delil getirme ve evvela Yaratan'a hüccet.

    Sabırlı ve donanımlı bir mü'minin serüvenini temaşa edeceksiniz. Necip Fazıl'a göre fikrin çilesi burda başlıyor. Yani "düşünmemek"

    Elbette ki iman girizgahı 2 ayaklı bir dev. Biri tefekkür, diğeri tevekkül. Yine de başlangıç tefekkür temayüzü ile.

    Muhteşem bir sabır, muazzam bir irşad dirayeti. Benceleyin Üstad bu kitabı kafirleri imana getirmek için değil, mü'minlerin düşünce yapısını geliştirmek ve örnek bir mü'min yapısını aktarmak için kaleme almış Allahu-alem.

    Anlamakta güçlük çekme boyutu elbette mevcut. Fakat sizi içine çekecek bir neşriyat.

    Sözü yormak fuzuli...
    Hayranlık ortada!

    Tefekkür dolu okumalar!
  • 248 syf.
    Evlerimiz sadece barınma yeme, içme, uyuma yeri yani otel gibi olmamalıdır.Evimiz bunların yanında hem mescit hem kütüphane hem konferans salonu hem münâzara yeri olmalıdır.Ev tabiri caizse Mescid-i Nebeviye benzemelidir çok fonksiyonlu olmalıdır.
    Bakış açımı değiştiren bir kitap.Aile ve sosyal ilişkiler hakkında da çok önemli tespitleri olan muâzzam bir kitap.