Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;
Baş tarafı geniş, ayak ucu dar.
Çakanlar bilir ki bu boş tabutu
Yarın kendileri dolduracaklar.
Her yandan küçülen bir oda gibi,
Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış.
Sanki bir taş bebek kutuda gibi,
Hayalim, içinde uzanmış kalmış.
Cıliz vücuduma tam görünse de,
Içim bu dar yere sığılmaz diyor.
Geride kalanlar hep dövünse de,
Insan birer birer gene gıriyor.
Ölenler yeniden doğarmış, gerçek!
Tabut değildir bu, bir tahta kundak.
Bu ağır hediye kime gidecek,
Çakılır çakılmaz üstüne kapak?
gençtim ihaneti ömrümün saçımdaki ipeğe
günlüğü tutulmuş ama yapılmamış birkaç devrim
cüzdanımda saklanmış kitap kapağı eskizleri
eriyip gidiyor şimdi zararlar hanesinde
kalbimin sokağında bir çocuk bembeyaz öksüren ah vapurlar, unutur hep beni bir yere giderken
…
gençtim ölü bulunan bir roman kahramanı birkaç şiir kasedinin bozuk bandı yaralı yüzümde bir evin eski sahibine gelen kayıp mektup yaslı pul
birlikte çıkılan evlerin pencerelerindeki sesten garba düşmek gurbettir yavrum benim derken
ah camları kırık kalbim benim en eski pencerem
Bak Hâlâ Çok Güzelsin, s. 56, Doğan, 2004.·Kitabı okudu
Dün gece yatmak üzere iken
Evin önünden biri geçti,
Ağız mızıkası çalarak...
Ve bana çocukluğumda
Akşam üzeri mangal yaktığımız
Bahçe kapısını hatırlattı
Emniyet Sandığı'ndaki evin..
Rahatı Kaçan Ağaç, s. 10, Ölmez Eserler, 1946.·Kitabı okudu