Zamansızlığın yani cennet zamanının tecrübe edildiği üç kalpten biri çocuk kalbi. Diğerleri şair kalbi, âşık kalbi.
Kalbin zamanı: Cennet zamanı. Canlıydı orada her hatıra. Onda unutuş yoktu.
Evlilik kurumu denizde seyahat eden bir gemi gibidir. O gemi içinde sadece kendimiz değil, bizden başka insanların da bulunduğunu unutmamalıyız. Görünürde geminin tek bir kaptanı vardır, sadece gemiyi kaptan idare ediyor gibidir; fakat o geminin sahile selametle çıkıp batmaması için gemide bulunan her bireye farklı görevler eşlerin farklı görevleri olsa da nihai hedef, aile düzeninin saadet içinde devam etmesine yönelik adımlardır.
Aileye ilk Adım: Evlilik
Evliliği tek kelime, tek satır ve tek cümle ile ifade etmek kolay değil. Evliliği bir kavramla tarif edecek olursak “Evlilik, su gibidir” diyebiliriz. Su, bilindiği üzere H2O’dan meydana gelir ; yani hidrojen ve oksijenin bir araya gelmesiyle oluşur.
Aslında hidrojen ve oksijen havada dolaşırken serbest ve özgürdür. Bu iki özgür madde, özgürlüklerinden fedakârlık yapıp havada birleşince hayat kaynağı olan suya dönüşürler. Evlilik bir yönüyle hidrojen ve oksijenin birleşme misali gibidir. Yani her iki bireyin özgürlüklerinden fedakârlık edip molekül olmalarıdır. Bu şekilde yeni bir hayat kaynağı oluşturmalarıdır.
Unutmayalım ki evlilikteki bu oluşumu benimsemeyen kişilerde evlilik bağları zayıf olur ve bu durum, evliliğin uzun ömürlü oluşunda en büyük engeli teşkil eder.
Modernite, Kadının Çalışmasını ister
Modernite, toplum üzerinde pek çok değişikliği kadın rolü üzerinden gerçekleştirdi. Ne yazık ki Türkiye'de de aksi söz konusu değildir. Kadının özgürleşmesi, modernleşmenin en önemli dinamiği olarak kabul edildi. Bunun sonucunda da kadın evdeki kimliğinden uzaklaştı.
Kadının çalışması, bir ihtiyacın karşılanmasından öte, bir propaganda unsuru olarak desteklendi. Kadın çalışmaya özendirilerek ona çalıştığı taktirde toplumda statüsünün daha iyi olacağı hissettirildi. Sadece ev hanımı olan ve annelik rolünü üstlenen kadın da küçümsendi. Fakat Türkiye'de çalışan kadın evdeki rolünü terk edemediği için yeni rolünü, eski rolleriyle birlikte devam ettirmek zorunda kaldı. Böylece sorumluluğu iki katına çıktı. Bu durum ailede; özellikle karı-koca arasındaki bağları zayıflatıcı bir etkiye sahip oldu.
Kadının toplumdaki rolünün genetik eğilimler dikkate alınmadan değiştirilmesi, gerek kadın gerekse erkek kimliğine zarar vermiştir. Bundan aile kurumu da nasibini almıştır.