“İstanbul’u terk etmek üzere, evimden otomobile bineceğim sırada Rauf Bey yanıma gelmişti. Bineceğim vapurun izleneceğini ve İstanbul’dayken tutuklamadıklarına göre belki de Karadeniz’de batırılacağımı güvenilir bir kaynaktan işitmiş, onu haber verdi. Ben İstanbul’da kalıp tutuklanmaktansa batıp boğulmayı tercih ettim ve hareket ettim.”
“Oysa Türk’ün onuru, gururu ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!..
O halde, ya bağımsızlık ya ölüm!”
“Temel ilke, Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ilke ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan daha yüksek bir muameleye layık olamaz.”
“insanlar ne kadar büyürlerse büyüsünler, ne kadar ihtiyar olurlarsa olsunlar yine bazı dakikalar vardır ki annelerine sokularak çocuk olmak isterler.”
“Beş sene evvel hayata uzun kumral saçlarıyla, ümitle parlayan gözleriyle giren Ahmet Cemil’in yerinde şimdi yanakları çökmüş, dudakları hayatının matem acısıyla kasılmış etmiş harap bir vücut…”