“Sözlü kültürün en belirgin özelliği, insanları birbirine bağlamasıdır. Bu anlamda sözün ve sözel iletişimin birbirine sımsıkı bağlı insan kümeleri oluşturduğu söylenebilir. Konuşmacı de bir topluluğa seslenirken dinleyiciler, hem kendi aralarında hem de konuşmacıyla bir bütün oluşturur. Ancak konuşmacı, bir metin dağıtıp dinleyicilerden onu okumalarını isterse metni okumaya başlayan herkes, kendi dünyasına çekilir. Bu nedenle sözlü kültür ve konuşmanın kişileri birleştirdiği, yazı ve matbaanın ise yalıttığı söylenebilir. Nitekim matbaanın icadı, sözlü kültür geleneğinin bir tür uzantısı sayılabilecek 'birlikte okuma eylemi'nin niteliğini değiştirmiştir. Söz gelişi, el yazması eserlerin hâkim olduğu ve kitapların kolaylıkla çoğaltılamadığı dönemlerde okuma, bir kişinin geniş bir topluluğa metni seslendirdiği bir etkinlikti. Matbaa sonrası dönemde ise çok sayıda ve farklı boyutlarda kitap basıldığı için okurlar, kitabıyla baş başa bir köşeye çekildiği ve zamanla sessiz okuma alışkanlığı kazandığı yeni bir döneme geçti.”