"Önemli olan, Zeze, hayatın güzel olduğunu ve yüreğimizde ısıttığımız bütün bu güzellikleri artırmak için, onların Allah tarafından bize verildiğini keşfetmen."
Reşat Nuri Güntekin'in Acımak adlı romanı, insanları dışarıdan gördüğümüz gibi değerlendirmememiz gerektiğini etkileyici bir şekilde anlatan bir eserdir. Romanın başkahramanı Zehra Öğretmen’dir. Kitabın başında Zehra’nın gözünden baktığımız için babası Mürşit Efendi’yi kötü bir insan olarak tanırız. Çalışmayan, içki içen ve ailesine huzur vermeyen biri olarak anlatılır. Zehra da babasına karşı büyük bir öfke duymakta, hatta kendisini “kimsesiz” olarak tanıtmaktadır. Babası ölse bile onun için yok hükmündedir.
Ancak romanın ilerleyen bölümlerinde Zehra’nın babasından kalan anı defterini okumasıyla olayların gerçek yüzü ortaya çıkar. Mürşit Efendi’nin aslında iyi niyetli, dürüst ve merhametli bir insan olduğu anlaşılır. Yaşadığı haksızlıklar, uğradığı iftiralar ve hayatın ona karşı sert davranması zamanla onu yıpratmıştır. Buna rağmen ailesine zarar vermemeye çalışan bir karakterdir. Bu durum okuyucunun Mürşit Efendi’ye karşı bakış açısını tamamen değiştirir.
Romanın en önemli yönlerinden biri, olayların iki farklı bakış açısıyla anlatılmasıdır. Zehra’nın anlattığı baba ile Mürşit Efendi’nin kendi hayatını anlattığı baba arasında büyük fark vardır. Böylece yazar, insanları tek taraflı dinleyerek yargılamanın yanlış olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak Acımak, insanları anlamadan yargılamamamız gerektiğini anlatan etkileyici ve anlamlı bir romandır. Bu kitaptan çıkardığım en önemli ders, bir insanın yaşadıklarını bilmeden onun hakkında kesin yargılara varmamak gerektiğidir. Olayları iki taraftan da dinlemek gerekli.
Zehra Öğretmen, Babasının gerçek hikayesini öğrendikten sonra;
"Zehra, birkaç gün sonra Anadolu'daki mektebine döndü. Muallimin artık bir eksiği kalmamıştı. ACIMAYI ÖĞRENMİŞTİ."
Doğruluk, temizlik, fedakârlık hastalığı onda insanlığın en kıymetli bir kabiliyetini öldürmüştü: Acımak kabiliyeti...
Zaafa, düşkünlüğe, çirkinliğe acımıyor. Sadece kızıyor, hırçınlaşıyor. Kabahatli insan, düşkün insan onun gözünde ekin tarlalarında bitmiş muzır bir ot gibi. Onu acımadan söküp atıyor.