Tohumun içindeki ormanı görüyor musunuz?
”Işıklar söndü, film başladı...
Perdede yalnızca iki el vardı. Minik bir el büyük bir eli tutmaya çalışıyordu. Sonra renkler zayıflamaya, görüntü silikleşmeye başladı. Bulanık bir hayal haline gelen bu film karesinin ardından peş peşe başka film kareleri geliyordu.
İlk karede tabancalı bir el, yaşlı bir kadının şakağına uzanmıştı.
İkinci karede bir el, damardan eroin enjekte ediyordu.
Üçüncü karede bir el, saatli bombanın vaktini ayarlıyordu.
Dördüncü karede bir el, başka bir elden zarf içinde yüklüce parayı alıyordu.
Beşinci karede bir el, kasanın şifresini kurcalıyordu.
Altıncı karede bir el, kendine uzanan başka bir eli itiyordu.
Yedinci karede bir el..
Renkler tekrar canlandı, görüntü netleşti. Perdede yalnızca iki el kaldı. Minik bir el, büyük bir eli tutmaya çalışıyordu...
Bütün olumsuzluklar ve acılar, uzanan bu elin tutulmamasından kaynaklandı. O eli zamanında tutmayanlar, tutacak bir el aradıklarında elleri boşlukta kalanlardı... ”
>-+-<->---€3---<->+-<
Eller boşlukta kalmamalı !
Cinayet işleyen eller, bir zamanlar küçük küçücük değil miydi?
Tiner kokan eller, bir zamanlar dünyanın en tatlı kokusu olan bebek kokusuyla, bir annenin omuzunda uyumuyor muydu?
O kanlı eller bir zamanlar süt kokmuyor muydu?
O küfür eden ağızlar bir zamanlar acıkınca “mama" susayınca ”su”, zoraki anne baba demiyor muydu?