... savaşıyor, içiyor ve ölüyorlardı. Ne fark ederdi ki zaten? Herkes ölüyordu nasıl olsa; iyisi de kötüsü de, güçlüsü de zayıfı da, hayata dört elle sarılanı da yaşamı aşağılayanı da... Herkes göçüp gidiyordu. Her şey göçüp gidiyordu.
Tolstoy genç bir kızın ağzından, yani birinci tekil şahıs, uzun bir hikaye yazmış, çok güzel. Kızın bir adama aşık olmasını, evlenmesini ve sonra kocası olan adamın yaşattığı hayal kırıklarını anlatıyor. Et yemeyerek peygamber olmaya çalışan ve bir ömür boyu karısıyla kavga eden o ak sakallı kontun, kendisini genç bir kızın yerine koyup, onun duygularını bu kadar iyi anlatabilmesi ilginçti doğrusu. Demek ki kendini genç bir kız gibi hissedebilmişti. Belki de edebiyatçılık, anlatmaktan çok, bir anlama uğraşına dayanıyordu